Friday, 24 April 2009

kebab disconnection

Bir haftalik bir ana vatan ziyareti icin uzaklasiyorum.
Bol kebap, bol ayran, bol cay, mumkunse raki, mumkunse balik, biraz Istanbul, bolca Yalova, bir miktar Bursa, belki Izmir.


Not: Fotograf atalarimizdan. Shanghai'da bir Turk kebapcisi. (Uygur Turku aslinda ama onlar da bizden ya da aslinda biz onlardaniz demek lazim).


Wednesday, 15 April 2009

karalamalar

Yuksel'in yanina oturup bir sigara cikardim. Icmeye niyetim yoktu bu sefer. Sigarayi parcalayip icindeki tutunu avucumda topladim. Koray'in hala kafasi kaniyordu. Tam sag kasinin uzerinde derin bir yarik acilmisti. Avucumdaki tutunu alnina bastirdim. Cani yaniyordu ama biraz onceki siniri gecmisti. Sesini cikarmadan bana bakti. "Abi naaptik biz?" dedi birden. "Bosver Koray" dedim. "Tut su tutunu de dokulmesin". Ulas ayakta dikilmis bizi izliyordu. Koray'in kafasindan akan kana bakamiyordu. "Ozur dilerim abi" dedi. "Otur ulan" dedim. "Seninle birazdan konusacagiz". Ulas gidip Yuksel'in yanina coktu.
Gun yerini hafif bir esintiyle gelen alacakaranliga birakiyordu. Hemen ayaklansak fena olmayacakti. Gokhan birazdan mahallenin butun delikanlilarini toparlayip gelirdi. Kasap Cevat amcanin ciragi Oral'la, bisikletci Murat'i fena pataklamislardi. Murat'la Gokhan kacarlarken arkalarina kufurler savurarak gittiler. Oral'in burnu kanamis, kosacak hali kalmamisti. Sokagin ilerisinde kaldirima birakti kendini.
"Yuksel, git suna bi bak bakayim" dedim. "Ama abi, ya bisey yaparsa". "Yuru, lan ne yapacak baksana eli ayagi tutmuyor, cesmeden su gotur giderken". Yuksel cantasindan bir sise cikarip once cesmeye sonra da Oral'in yanina gitti.

"Hadi kalkin gidiyoruz" dedim. "Burada kalirsak daha kotu olacak"
Ulas'la Koray'in koluna girdik. Oral'la Yuksel'in oturdugu yone dogru yurumeye basladik. Sokagin sonundaki boyaci dukkanini donup camiye dogru yokusu cikarsak pacayi kurtarmistik. Gecerken Oral'a bir de ben baktim. Burnundaki kanama durmustu. Bana ters ters bakip kafasini cevirdi. Yuksel'i de kolundan tutup yurumeye devam ettik.
Pazar gunu sokakta kosturan cocuklar disinda kimseler yoktu. Mehmet abinin berber dukkani disinda kimse dukkanini acmamisti bile. Koray artik daha iyiydi. Artik daha hizli ilerliyorduk. Aksam ezani okunmadan camiye varmak iyi olacakti. Ne kadar kalabalik olursa o kadar iyi. Tam kahvehanelerin onunden gecip caminin onune varmistik ki ezan okunmaya basladi. Ayni anda da kahvelerin diger ucundan Gokhan'la Murat gozuktuler.
Murat'in hemen arkasindan Oral'in kafasi gorundu. Mulazim abi onu omuzlayip meydana kadar getirmisti.

"Simdi sictik" dedim icimden.

Sicmamistik. Ezan sesini duyan koyun yaslilari yavas yavas kahvelerden cikmaya basladilar. Bazilari yururken kafalarina beyaz namaz takkelerini
gecirmeye calisiyordu. Abdestini tutamamis birkac kisi de caminin yaninda yeniden abdest almaya ugrasiyordu. Meydan birden kalabaliklasti. Murat kafasini kaldirip meydani taramaya baslamisti. Bizi ariyorlardi. Hemen Ulas'i ittirerek meydana bakan Ihsan abinin bakkalina soktum. Yuksel de Koray'i kolundan cekistirerek iceri girdi. Ihsan abiye "Bizi gormedin abi" deyip, bakkalin icinden gecip Ihsan abinin stokladigi teneke teneke yaglar ve cuval cuval bakliyatlarin arasindan gecip meydanin arkasindaki sokaga bakan kapindan disari sivistik.

Ne guzel oynuyorduk. Ne diye cikmisti sanki su kavga. Ulas Murat'i tekmeleyip durmasa belki hicbirsey olmayacakti. Murat hincini Yuksel'den, Yuksel Gokhan'dan cikarmisti. Olan Koray'la Oral'a olmustu en sonunda. Halbuki gecen hafta mactan sonra birlikte baklava yemedik mi biz bu adamlarla. Simdi ayikla pirincin tasini.

"Burada ayriliyoruz beyler, kimseye gozukmeden basin gidin evinize, yarin salim kafayla konusuruz"

Monday, 13 April 2009

The Inbetweeners

Ingiliz'in coluk cocuk komedisi.
Deneyin, bakalim begenecek misiniz?

Bundan iyisi Sam'da kayisi


Harika bir derbiydi aslinda. Herkesin ekmegine yag suren turden. Ne sis yandi ne kebap. Olaylar, delikanli cikislar, erkeksen gel naralariyla gecen mac sonrasi. Boyle maclarin oncesindeki gerilimin yukseltilmesi de aslinda cikan urunun bir parcasi.

Kotu mu oldu. Yoo hayir. Yakismadi, olmadi, falan, filan. Hepsi yalan. Neredeyse herkes icten ice seviniyor. En az sezon sonuna kadar milletin uyumasi icin malzeme cikti. Secimlerin uzerine boyle birsey lazimdi zaten.
IMF koymaya geliyor, tum memleket benligini orumcek beyinlilere satmis. Dur, az bekle, GS-FB maci var yakinda. Iki tokat, birkac kart, uc bes gol, bir kufur. Tamamdir.

Su macta bir tek gol olmadigina yanarim.

Wednesday, 8 April 2009

Dunyanin derbisi


Bugun etrafimdaki Ingilizlere sordum, Turkiye'de bu haftasonu bir mac var oyle boyle degil, bilin bakalim hangi mac bu?
Hepsi suratima eblek eblek baktilar. Aslinda ne yalan soyleyeyim kimseye de bisey sormadim. Ne soracagim Fenerbahce ile Galatasaray'i elin ecnebisine. Oncelikle etrafimdakilerin futbola ilgisi deniz seviyesinin altinda seyrediyordur. Ikinci olarak da cogu Ingiliz'in Turkiye ismini duydugunda once gozlerini sol uste dogru kaydirip "neredeydi lan bu Turkiye" diye dusunecegini, sonra da uc bes sene once yasli teyzesinin Kusadasina gidip genc garsonlarla isi pisirdigini hatirlayip Kusadasinin yaklasik Misir ile Suriye arasinda biyerlerde oldugunu tahmin edeceklerini dusunmekteyim ne yalan soyleyeyim.
Durum boyleyken Fenerbahce Galatasaray macinin nasil dunya derbisi oldugunu da anlamak mumkun degil. Alt tarafi her iki taraf da kendi sahasinda oynanan maclari hincahinc dolduruyor. Ayni durum Karsiyaka-Goztepe maclari icin de gecerli ama onu ne hikmetse dunya derbisi olarak saymiyorlar.
Bizimkilerin pohpohlamasiyla yorumcusundan futbolcusuna, taraftarindan malzemecisine kadar ucuyoruz havada. Televizyonlarda ikiser kat daha fazla hareketlilik var. Antremanlarda ne oldu merak icinde herkes. Edu vedalasti, Umit Karan formda mi, Emre Belezoglu oynar mi, Guiza mi Semih mi, ikisi birden mi, Alex yetisir mi, Bulent Korkmaz nasil oynatacak takimi, Lincoln derbiye cikacak mi. Bin tane meseleyi burnumuza iyice sokacaklar birkac gun daha.
Benim icin onemli mac o ayri, cunku biliyorum ki benim takimim sezon boyunca icimi bunaltirken bu macta beni heyecandan heyecana surukleyecek. Guzel mac olacak, kesin olacak.

Tuesday, 7 April 2009

anla beni iki gozum

Iki cesit toplum var su dunya uzerinde, biri somuren, digeri somurulen. Ben ilkeliyim, muslumanim, vicdan sahibiyim, asla ve asla somurmem diyorsaniz, o zaman siz somurulen gruptasiniz. Medeni milletlerin, medeni olmak icin ihtiyac duyduklari servete, soze ve guce nasil sahip olduklarini dusunuyorsunuz? Somurduler, hem de milletleri iliklerine kadar somurduler. Yuzyillar oncesinde savaslarin simdiki boyutlara gelemeyecek kadar tehlikesiz oldugu donemde atladilar atlarina, gemilerine, soydular Afrika'nin, Asya'nin, Amerika'nin gariban milletini. Geride birbirlerini avutmalari icin kendi dinlerini biraktilar. Bir Afrika'linin sozunu hatirliyorum, nereden okudugumu hatirlamasam da. Onlar gelmeden once topragimiz vardi, simdi topragimiz yok ama dinimiz var. Butun bu kaba kuvvet sona erip de bu adamlar ellerini kollarini sallaya sallaya dunyayi soyamaz hale geldiklerinde artik yeni stratejiler belirlemeleri gerektigini anladilar. Artik hizli soygunlar degil de yavas yavas, sinsice soymak lazim gelirdi bu toplumlari. Zaten soyulmus, sogana cevrilmis milletler bu densizlerin sozunden de cikmaz, cikamaz olmustu. Sozde bagimsizliklar ilan ettiler. Ama analarinin kara memelerinden akan ak sutun bir yudumu onlarinsa diger yudumu bu densizlerindi artik. Bir cocuk dogurdularsa kendi gelecekleri icin, bir tane de bu densizler icin dogurdular.

Biz Anadolu'ya yerlesmis insanlar, kendi orfumuz adetimizle, onlar gibi olamadik. Kaba kuvveti sevdik, asmayi kesmeyi sevdik, savasmayi sevdik ama teba olusturmayi pek onemsemedik. Yuzyillarca somuremedik, umursamadik. Ozgur biraktik, dinine, imanina karismadik. Gelecegi pek dusunemedik. Devran donup de islerin sadece topraktan ibaret olmadigini anlayinca, topragimizin cogunu kaybetmistik bile. Her karis topragimizi kaybetmekten mucize eseri kurtulduk. Densizler gozunu bize dikmis bekliyorlardi, uygun zamani. Doksan yil once Canakkale'nin serin sularini icmekle yetindiler sadece. Pes etmedik ama yiprandik. Pes etmediler, beklediler. Yuzyillarca yuk sirtladik, ticaret yaptik, kazik attik, kazik yedik bizim vatanimizda, komsularin vataninda, hepimizin vataninda.
Sabirla yaklastilar, sevmedik, sevdirdiler kendilerini. Anlamadik onlari, ogrettiler kendi dillerini. Konusmadik, dinlettiler kendilerini.

Biz hic komsunun malina goz dikmemistik ama komsularimizla dusman olduk birdenbire.Topragimizi kaybedecegiz sandik, sarildik birbirimize ama benligimiz gitmisti artik. 90 yil onceki degerleri savunuyorduk hep ama artik dusman olmustuk herkese. Neden oldugunu bile anlamadik. Sover olduk birbirimize, dover olduk. Kendimizi bile kaziklar olduk. Dimdik ayaktaydik ama uyuyorduk ayakta.

Yavas yavas geldiler. Yetmis yilda geldiler. Bugun milletin meclisinde konferans verdiler...

Monday, 6 April 2009

Fatih Terim'den alinacak dersler.

1. Futbolun teknik veya taktiksel bir oyun olmadigi. Aman demedigin surece herseyin mumkun oldugu.
2. Ingilizce konusmanin aslinda cok da matah bisey olmadigi. 3-5 kelimenin,vucut dilinin ve yuksek dozda kendine guvenin ingilizceyi, italyancayi sular seller gibi konusabilen bir insan yaratabilecegi.
3. Milli duygulari kullanarak insanlari ve hatta futbolculari galeyana getirmenin cok kolay oldugu. Bu galeyanin belki de ulkenin en buyuk futbol lekesine donusebilecek boyuta getirilebilecegi.
4. Milli takim teknik direktorlerinin cok iyi paralar kazanabilecegi.
5. Egoizmin takim aleyhine donusebilecegi, Fatih Tekke'nin milli takima cagirilmamasi gibi durumlarin mumkun oldugu.
6. Metin Tekin ve Oguz Cetin'in bostan korkulugu gorevi ustlenip sadece Fatih hocayi sakinlestirmekle gorevli olabilecekleri.
7. Yapilan garip oyuncu degisikliklerine ses cikarilmasinin garip karsilanmasi gerektigi.
8. Federasyonun yanlis yapilani destekleyebilecegi. Gectigimiz dunya kupasi elemelerindeki utancin hesabinin kesilmeyip ve hatta odullendirilir gibi teknik ekiple yola devam edilebilecegi.
9. Avrupa Sampiyonasindaki sonuclar hicbir akil ve mantiga sigmazken butun basarinin federasyon ve teknik ekibe maledilebilecegi.
10. Fatih Terim'e gosterilen hurmet ve sayginin Ersun Yanal ve Senol Gunes icin gosterilemeyecek kadar kiymetli oldugu.

Bu liste gider, gider, gider.

Welcome to the land of living!

Sunday, 5 April 2009

Fenerbahce 2009-2010

Bu sezon icin umitlenmemekle birlikte yonetimin gelecek icin adimlar atmasi gerektigini dusunuyorum. Aragones'le yola devam etmek konusunda yonetimin karar verecegi zamanlar yaklasiyor. Benim dusuncem Aragones'in yanina bir kisinin oturmasi ve Fenerbahce icin yetismesi. Bu ulkede teknik direktor olarak akla gelen ilk kisilerin hepsinin stajerlik donemlerini tecrubeli yabanci teknik adamlar yaninda yaptigini unutmamak gerek. Boyle bir durumda Aragones'in yanina oturacak isimin kim olacagini bana soracak olsalar aninda cevabim Aykut Kocaman olur. Butun mesele yonetimin boyle bir adim atabilmesi, Aragones'in yanina bir Turk yardimci almayi kabul etmesi ve tabi ki Aykut Kocaman veya herhangi baska birisinin kariyerini Fenerbahce'de bir adim geriden devam ettirmeyi kabul edecek duyarlilikta olmasi. Bu kadar fazla degisken varken denklemi cozmek de o kadar zor olacaktir eminim. Ama Fenerbahce'nin artik tuketen degil ureten bir klup olmasi gerek. Ispanya gol kralini transfer eden degil de Ispanya'ya gol krali olabilecek futbolcu yetistirebilen bir klup olmali. Ispanya'yi sampiyon yapan bir teknik direktoru teknik direktor yestistirmek icin Fenerbahce'ye getirip ve kendi insanindan, kendi yeteneklerinden yararlanmayi bilmeli. Manchester United gibi 17 yasinda maci cevirebilen futbolcular bulabilen bir klup olmali, gerekirse emekli futbolcularini destekleyerek yurtdisinda ya da alt liglerde teknik direktorluk tecrubesi kazanmalarini saglamali. Gerekirse yurtdisindaki kucuk liglerde ya da yurt icindeki alt liglerde ufak klupler satin alip futbolcu ve teknik adam yetistirmeli.

Butun bunlari oturup rahat koltugumdan yazmak cok kolay geliyor, biliyorum ki hic de kolay birsey degil ama eminim benimle ayni fikirde olan birkac yonetici vardir. Sonucta bu is siyasetteki gibi yalanlarla milleti kandirip halkin umidini, gurunu, parasini calmak gibi degil. Gonul isi. Fenerbahce yoneticisinin taraftarin sabri ve sevgisinden baska kaybedecegi pek birsey yok. Kazanacaklari ve klube kazandiracaklari ise sinirsiz.

Ucuncuyu gecince kacinci olursun?

Aslinda degisen cok fazla sey olmadi. Sivas onde, Besiktas ikinci ve biz onlarin oldukca gerisindeyiz ama sagolsun aradan Trabzonspor cikti. Onlar da yavas yavas havlu atmaya basladilar zannimca. Hani aldatici sorular vardir ya, aklinizi karistirmak icin sorarlar. Ikinciyi gecince kacinci olursun diye. Ucuncuyu gectik, ucuncuyuz. ucu de deplasmanda olmak uzere Galatasaray,Besiktas ve Trabzon ile oynayacagiz. Olay sayilara kalirsa ve bu sezon ayni garipliklerle defalarca garip sonuclari bize gostermeye devam ederse hersey mumkun gozukuyor. Ama ben cok umitlenmemeyi tercih ediyorum. Istedigim birkac guzel mac seyredebilmek ve ligi ikinci olarak bitirdigimizi gorebilmek.