Friday, 24 April 2009

kebab disconnection

Bir haftalik bir ana vatan ziyareti icin uzaklasiyorum.
Bol kebap, bol ayran, bol cay, mumkunse raki, mumkunse balik, biraz Istanbul, bolca Yalova, bir miktar Bursa, belki Izmir.


Not: Fotograf atalarimizdan. Shanghai'da bir Turk kebapcisi. (Uygur Turku aslinda ama onlar da bizden ya da aslinda biz onlardaniz demek lazim).


Wednesday, 15 April 2009

karalamalar

Yuksel'in yanina oturup bir sigara cikardim. Icmeye niyetim yoktu bu sefer. Sigarayi parcalayip icindeki tutunu avucumda topladim. Koray'in hala kafasi kaniyordu. Tam sag kasinin uzerinde derin bir yarik acilmisti. Avucumdaki tutunu alnina bastirdim. Cani yaniyordu ama biraz onceki siniri gecmisti. Sesini cikarmadan bana bakti. "Abi naaptik biz?" dedi birden. "Bosver Koray" dedim. "Tut su tutunu de dokulmesin". Ulas ayakta dikilmis bizi izliyordu. Koray'in kafasindan akan kana bakamiyordu. "Ozur dilerim abi" dedi. "Otur ulan" dedim. "Seninle birazdan konusacagiz". Ulas gidip Yuksel'in yanina coktu.
Gun yerini hafif bir esintiyle gelen alacakaranliga birakiyordu. Hemen ayaklansak fena olmayacakti. Gokhan birazdan mahallenin butun delikanlilarini toparlayip gelirdi. Kasap Cevat amcanin ciragi Oral'la, bisikletci Murat'i fena pataklamislardi. Murat'la Gokhan kacarlarken arkalarina kufurler savurarak gittiler. Oral'in burnu kanamis, kosacak hali kalmamisti. Sokagin ilerisinde kaldirima birakti kendini.
"Yuksel, git suna bi bak bakayim" dedim. "Ama abi, ya bisey yaparsa". "Yuru, lan ne yapacak baksana eli ayagi tutmuyor, cesmeden su gotur giderken". Yuksel cantasindan bir sise cikarip once cesmeye sonra da Oral'in yanina gitti.

"Hadi kalkin gidiyoruz" dedim. "Burada kalirsak daha kotu olacak"
Ulas'la Koray'in koluna girdik. Oral'la Yuksel'in oturdugu yone dogru yurumeye basladik. Sokagin sonundaki boyaci dukkanini donup camiye dogru yokusu cikarsak pacayi kurtarmistik. Gecerken Oral'a bir de ben baktim. Burnundaki kanama durmustu. Bana ters ters bakip kafasini cevirdi. Yuksel'i de kolundan tutup yurumeye devam ettik.
Pazar gunu sokakta kosturan cocuklar disinda kimseler yoktu. Mehmet abinin berber dukkani disinda kimse dukkanini acmamisti bile. Koray artik daha iyiydi. Artik daha hizli ilerliyorduk. Aksam ezani okunmadan camiye varmak iyi olacakti. Ne kadar kalabalik olursa o kadar iyi. Tam kahvehanelerin onunden gecip caminin onune varmistik ki ezan okunmaya basladi. Ayni anda da kahvelerin diger ucundan Gokhan'la Murat gozuktuler.
Murat'in hemen arkasindan Oral'in kafasi gorundu. Mulazim abi onu omuzlayip meydana kadar getirmisti.

"Simdi sictik" dedim icimden.

Sicmamistik. Ezan sesini duyan koyun yaslilari yavas yavas kahvelerden cikmaya basladilar. Bazilari yururken kafalarina beyaz namaz takkelerini
gecirmeye calisiyordu. Abdestini tutamamis birkac kisi de caminin yaninda yeniden abdest almaya ugrasiyordu. Meydan birden kalabaliklasti. Murat kafasini kaldirip meydani taramaya baslamisti. Bizi ariyorlardi. Hemen Ulas'i ittirerek meydana bakan Ihsan abinin bakkalina soktum. Yuksel de Koray'i kolundan cekistirerek iceri girdi. Ihsan abiye "Bizi gormedin abi" deyip, bakkalin icinden gecip Ihsan abinin stokladigi teneke teneke yaglar ve cuval cuval bakliyatlarin arasindan gecip meydanin arkasindaki sokaga bakan kapindan disari sivistik.

Ne guzel oynuyorduk. Ne diye cikmisti sanki su kavga. Ulas Murat'i tekmeleyip durmasa belki hicbirsey olmayacakti. Murat hincini Yuksel'den, Yuksel Gokhan'dan cikarmisti. Olan Koray'la Oral'a olmustu en sonunda. Halbuki gecen hafta mactan sonra birlikte baklava yemedik mi biz bu adamlarla. Simdi ayikla pirincin tasini.

"Burada ayriliyoruz beyler, kimseye gozukmeden basin gidin evinize, yarin salim kafayla konusuruz"

Monday, 13 April 2009

The Inbetweeners

Ingiliz'in coluk cocuk komedisi.
Deneyin, bakalim begenecek misiniz?

Bundan iyisi Sam'da kayisi


Harika bir derbiydi aslinda. Herkesin ekmegine yag suren turden. Ne sis yandi ne kebap. Olaylar, delikanli cikislar, erkeksen gel naralariyla gecen mac sonrasi. Boyle maclarin oncesindeki gerilimin yukseltilmesi de aslinda cikan urunun bir parcasi.

Kotu mu oldu. Yoo hayir. Yakismadi, olmadi, falan, filan. Hepsi yalan. Neredeyse herkes icten ice seviniyor. En az sezon sonuna kadar milletin uyumasi icin malzeme cikti. Secimlerin uzerine boyle birsey lazimdi zaten.
IMF koymaya geliyor, tum memleket benligini orumcek beyinlilere satmis. Dur, az bekle, GS-FB maci var yakinda. Iki tokat, birkac kart, uc bes gol, bir kufur. Tamamdir.

Su macta bir tek gol olmadigina yanarim.

Wednesday, 8 April 2009

Dunyanin derbisi


Bugun etrafimdaki Ingilizlere sordum, Turkiye'de bu haftasonu bir mac var oyle boyle degil, bilin bakalim hangi mac bu?
Hepsi suratima eblek eblek baktilar. Aslinda ne yalan soyleyeyim kimseye de bisey sormadim. Ne soracagim Fenerbahce ile Galatasaray'i elin ecnebisine. Oncelikle etrafimdakilerin futbola ilgisi deniz seviyesinin altinda seyrediyordur. Ikinci olarak da cogu Ingiliz'in Turkiye ismini duydugunda once gozlerini sol uste dogru kaydirip "neredeydi lan bu Turkiye" diye dusunecegini, sonra da uc bes sene once yasli teyzesinin Kusadasina gidip genc garsonlarla isi pisirdigini hatirlayip Kusadasinin yaklasik Misir ile Suriye arasinda biyerlerde oldugunu tahmin edeceklerini dusunmekteyim ne yalan soyleyeyim.
Durum boyleyken Fenerbahce Galatasaray macinin nasil dunya derbisi oldugunu da anlamak mumkun degil. Alt tarafi her iki taraf da kendi sahasinda oynanan maclari hincahinc dolduruyor. Ayni durum Karsiyaka-Goztepe maclari icin de gecerli ama onu ne hikmetse dunya derbisi olarak saymiyorlar.
Bizimkilerin pohpohlamasiyla yorumcusundan futbolcusuna, taraftarindan malzemecisine kadar ucuyoruz havada. Televizyonlarda ikiser kat daha fazla hareketlilik var. Antremanlarda ne oldu merak icinde herkes. Edu vedalasti, Umit Karan formda mi, Emre Belezoglu oynar mi, Guiza mi Semih mi, ikisi birden mi, Alex yetisir mi, Bulent Korkmaz nasil oynatacak takimi, Lincoln derbiye cikacak mi. Bin tane meseleyi burnumuza iyice sokacaklar birkac gun daha.
Benim icin onemli mac o ayri, cunku biliyorum ki benim takimim sezon boyunca icimi bunaltirken bu macta beni heyecandan heyecana surukleyecek. Guzel mac olacak, kesin olacak.

Tuesday, 7 April 2009

anla beni iki gozum

Iki cesit toplum var su dunya uzerinde, biri somuren, digeri somurulen. Ben ilkeliyim, muslumanim, vicdan sahibiyim, asla ve asla somurmem diyorsaniz, o zaman siz somurulen gruptasiniz. Medeni milletlerin, medeni olmak icin ihtiyac duyduklari servete, soze ve guce nasil sahip olduklarini dusunuyorsunuz? Somurduler, hem de milletleri iliklerine kadar somurduler. Yuzyillar oncesinde savaslarin simdiki boyutlara gelemeyecek kadar tehlikesiz oldugu donemde atladilar atlarina, gemilerine, soydular Afrika'nin, Asya'nin, Amerika'nin gariban milletini. Geride birbirlerini avutmalari icin kendi dinlerini biraktilar. Bir Afrika'linin sozunu hatirliyorum, nereden okudugumu hatirlamasam da. Onlar gelmeden once topragimiz vardi, simdi topragimiz yok ama dinimiz var. Butun bu kaba kuvvet sona erip de bu adamlar ellerini kollarini sallaya sallaya dunyayi soyamaz hale geldiklerinde artik yeni stratejiler belirlemeleri gerektigini anladilar. Artik hizli soygunlar degil de yavas yavas, sinsice soymak lazim gelirdi bu toplumlari. Zaten soyulmus, sogana cevrilmis milletler bu densizlerin sozunden de cikmaz, cikamaz olmustu. Sozde bagimsizliklar ilan ettiler. Ama analarinin kara memelerinden akan ak sutun bir yudumu onlarinsa diger yudumu bu densizlerindi artik. Bir cocuk dogurdularsa kendi gelecekleri icin, bir tane de bu densizler icin dogurdular.

Biz Anadolu'ya yerlesmis insanlar, kendi orfumuz adetimizle, onlar gibi olamadik. Kaba kuvveti sevdik, asmayi kesmeyi sevdik, savasmayi sevdik ama teba olusturmayi pek onemsemedik. Yuzyillarca somuremedik, umursamadik. Ozgur biraktik, dinine, imanina karismadik. Gelecegi pek dusunemedik. Devran donup de islerin sadece topraktan ibaret olmadigini anlayinca, topragimizin cogunu kaybetmistik bile. Her karis topragimizi kaybetmekten mucize eseri kurtulduk. Densizler gozunu bize dikmis bekliyorlardi, uygun zamani. Doksan yil once Canakkale'nin serin sularini icmekle yetindiler sadece. Pes etmedik ama yiprandik. Pes etmediler, beklediler. Yuzyillarca yuk sirtladik, ticaret yaptik, kazik attik, kazik yedik bizim vatanimizda, komsularin vataninda, hepimizin vataninda.
Sabirla yaklastilar, sevmedik, sevdirdiler kendilerini. Anlamadik onlari, ogrettiler kendi dillerini. Konusmadik, dinlettiler kendilerini.

Biz hic komsunun malina goz dikmemistik ama komsularimizla dusman olduk birdenbire.Topragimizi kaybedecegiz sandik, sarildik birbirimize ama benligimiz gitmisti artik. 90 yil onceki degerleri savunuyorduk hep ama artik dusman olmustuk herkese. Neden oldugunu bile anlamadik. Sover olduk birbirimize, dover olduk. Kendimizi bile kaziklar olduk. Dimdik ayaktaydik ama uyuyorduk ayakta.

Yavas yavas geldiler. Yetmis yilda geldiler. Bugun milletin meclisinde konferans verdiler...

Monday, 6 April 2009

Fatih Terim'den alinacak dersler.

1. Futbolun teknik veya taktiksel bir oyun olmadigi. Aman demedigin surece herseyin mumkun oldugu.
2. Ingilizce konusmanin aslinda cok da matah bisey olmadigi. 3-5 kelimenin,vucut dilinin ve yuksek dozda kendine guvenin ingilizceyi, italyancayi sular seller gibi konusabilen bir insan yaratabilecegi.
3. Milli duygulari kullanarak insanlari ve hatta futbolculari galeyana getirmenin cok kolay oldugu. Bu galeyanin belki de ulkenin en buyuk futbol lekesine donusebilecek boyuta getirilebilecegi.
4. Milli takim teknik direktorlerinin cok iyi paralar kazanabilecegi.
5. Egoizmin takim aleyhine donusebilecegi, Fatih Tekke'nin milli takima cagirilmamasi gibi durumlarin mumkun oldugu.
6. Metin Tekin ve Oguz Cetin'in bostan korkulugu gorevi ustlenip sadece Fatih hocayi sakinlestirmekle gorevli olabilecekleri.
7. Yapilan garip oyuncu degisikliklerine ses cikarilmasinin garip karsilanmasi gerektigi.
8. Federasyonun yanlis yapilani destekleyebilecegi. Gectigimiz dunya kupasi elemelerindeki utancin hesabinin kesilmeyip ve hatta odullendirilir gibi teknik ekiple yola devam edilebilecegi.
9. Avrupa Sampiyonasindaki sonuclar hicbir akil ve mantiga sigmazken butun basarinin federasyon ve teknik ekibe maledilebilecegi.
10. Fatih Terim'e gosterilen hurmet ve sayginin Ersun Yanal ve Senol Gunes icin gosterilemeyecek kadar kiymetli oldugu.

Bu liste gider, gider, gider.

Welcome to the land of living!

Sunday, 5 April 2009

Fenerbahce 2009-2010

Bu sezon icin umitlenmemekle birlikte yonetimin gelecek icin adimlar atmasi gerektigini dusunuyorum. Aragones'le yola devam etmek konusunda yonetimin karar verecegi zamanlar yaklasiyor. Benim dusuncem Aragones'in yanina bir kisinin oturmasi ve Fenerbahce icin yetismesi. Bu ulkede teknik direktor olarak akla gelen ilk kisilerin hepsinin stajerlik donemlerini tecrubeli yabanci teknik adamlar yaninda yaptigini unutmamak gerek. Boyle bir durumda Aragones'in yanina oturacak isimin kim olacagini bana soracak olsalar aninda cevabim Aykut Kocaman olur. Butun mesele yonetimin boyle bir adim atabilmesi, Aragones'in yanina bir Turk yardimci almayi kabul etmesi ve tabi ki Aykut Kocaman veya herhangi baska birisinin kariyerini Fenerbahce'de bir adim geriden devam ettirmeyi kabul edecek duyarlilikta olmasi. Bu kadar fazla degisken varken denklemi cozmek de o kadar zor olacaktir eminim. Ama Fenerbahce'nin artik tuketen degil ureten bir klup olmasi gerek. Ispanya gol kralini transfer eden degil de Ispanya'ya gol krali olabilecek futbolcu yetistirebilen bir klup olmali. Ispanya'yi sampiyon yapan bir teknik direktoru teknik direktor yestistirmek icin Fenerbahce'ye getirip ve kendi insanindan, kendi yeteneklerinden yararlanmayi bilmeli. Manchester United gibi 17 yasinda maci cevirebilen futbolcular bulabilen bir klup olmali, gerekirse emekli futbolcularini destekleyerek yurtdisinda ya da alt liglerde teknik direktorluk tecrubesi kazanmalarini saglamali. Gerekirse yurtdisindaki kucuk liglerde ya da yurt icindeki alt liglerde ufak klupler satin alip futbolcu ve teknik adam yetistirmeli.

Butun bunlari oturup rahat koltugumdan yazmak cok kolay geliyor, biliyorum ki hic de kolay birsey degil ama eminim benimle ayni fikirde olan birkac yonetici vardir. Sonucta bu is siyasetteki gibi yalanlarla milleti kandirip halkin umidini, gurunu, parasini calmak gibi degil. Gonul isi. Fenerbahce yoneticisinin taraftarin sabri ve sevgisinden baska kaybedecegi pek birsey yok. Kazanacaklari ve klube kazandiracaklari ise sinirsiz.

Ucuncuyu gecince kacinci olursun?

Aslinda degisen cok fazla sey olmadi. Sivas onde, Besiktas ikinci ve biz onlarin oldukca gerisindeyiz ama sagolsun aradan Trabzonspor cikti. Onlar da yavas yavas havlu atmaya basladilar zannimca. Hani aldatici sorular vardir ya, aklinizi karistirmak icin sorarlar. Ikinciyi gecince kacinci olursun diye. Ucuncuyu gectik, ucuncuyuz. ucu de deplasmanda olmak uzere Galatasaray,Besiktas ve Trabzon ile oynayacagiz. Olay sayilara kalirsa ve bu sezon ayni garipliklerle defalarca garip sonuclari bize gostermeye devam ederse hersey mumkun gozukuyor. Ama ben cok umitlenmemeyi tercih ediyorum. Istedigim birkac guzel mac seyredebilmek ve ligi ikinci olarak bitirdigimizi gorebilmek.

Friday, 27 March 2009

Allahim sen soktun sen cikar

Kadercilikten nefret ederim ama Avrupa Sampiyonlugunu kazanmis, bize teknik direktorunu ve gecen sezonun gol kralini gondermis bir takimla ayni grupta yer almak hayira alamet olmasa gerek. Bir de ustune Del Bosque'nin basa gecmesi, adamin Besiktas yuzunden zaten Turklere bilenmis egosu derken grubun en okkali macina geldik. Butun bu okkalarin ustune adamin stadini, seyircisini de koy ustune. Okka ustune okka.
Ispanya'nin teknigini taktigini yenmek kolay degil. O yuzden Fatih Terim'in de cok taktikle ugrastigini sanmiyorum. Su anda en iyi yaptigi seyi yapiyor muhtemelen. Oksijen, azot, helyum, poh poh pompaliyor takima. Her bir oyuncuya. O yuzden macin yine cok ilginc gececegini dusunuyorum. Cok anlamsizca, deli danalar gibi kosturan Sabri, Tuncay, Emre gorecegiz bol bol. Aurelio dil problemi yuzunden daha akli basinda oynayacaktir tahminimce. Volkan'a pompalanan gazin yuksek cozunurluklu bir gaz olmasini ve cabucak bunyesinden atilmasi gerektigi dusuncesindeyim, nitekim fazla gaz kirmizi etkisi yaratiyor onun bunyesinde. Cok ilginc olacak, cok. Ben emin olamiyorum sonuctan ama Ispanya'yla ayni gruba bizi sen soktun Allahim, sen cikar diyorum aman yanlis anlasilmasin:)

Thursday, 26 March 2009

Aydinlik lazim...

Aksam isten cikabildiginde kapkara sokaklara dalmak. Gunduz kapali, bazen yagmurlu hava. Sevimsiz, soguk, cok bilmis, burnu buyuk insan toplulugu.
Bu aralar kafayi bunlara takmisken sonunda hava aydinlanmaya basladi. Yaz saati uygulamasini bulan adamin ellerinden opmek istiyorum. Ve hatta
kis saati uygulamasini da hicbir zaman anlayabilmis degilim. Enerji tasarrufuna da cakayim, hala komur yakip elektrik ureten evrim gecirmemis
zihniyetli insanlara da. Madem hayatin yarisi ekmek parasi derdine dort duvar arasinda geciyor. Bari gun isiginda cikip kurtulmak adina saatleri nasil ayarliyorlarsa ayarlasinlar da isten cikinca uc saat bes saat yuzumuz gun isigi gorebilsin. 5 saat ileri/geri alsinlar mesela saatleri, ogle 12de karanlik olsun hertaraf. Hapishane gibi gecen omrumuzde metal surgulu zindan kapisindan cikinca acsin gunes. Bir sonraki gun, yine teslim olalim zindana.
Karamsarlik ve sikinti almis basini gitmis. Aydinliklar basladi, pazar saatler de ayarlanacak, gecer bikac gune...

Monday, 16 March 2009

BMW'nin iki teker olani: F800GS

Hani, bazi kizlar vardir, bakmaya doyamazsin. Raki vardir, koklarsin, ufacik yudumla icersin, bitmesin diye. Alex bir vurur, bir daha, bir daha izlersin.
Bu motoru da ilk defa 2008 Ocak ayinda fuarda gormustum. Mekanin en gozde motoruydu. Yere sabitlenmis halinde tepesine oturma serefine de nail olmustum o zamanlar. Isin icine BMW girince zaten butceleri allak bullak eder hale geliyor boyle bir motora sahip olmak. O yuzden hevesimi icime gomup hayata sadece Fenerbahce ile tat katmaya devam ettim ben de. Neyse ki gecen sene Fenerbahce yeterince tat katti. Bu aralar durum malum. Butcede degisiklik yok ama yukaridaki sahesere binme istegimi pek dizginleyemedim. Biraz da tesaduf oldu aslinda.

Cumartesi gunu icin eski sirketten bir Turk arkadasla (Ulas) motorlara atlayip gezme teklifi gelmisti. Bizim eski mudurun (Ian) BMW test etmeye gidecegi ve bizim de pesine takilacagimiz karara baglandi. Cuma gecesinin Kocaeli faciasi ve bol alkolle gecmesi uzerine Cumartesi guclukle uyanip yola koyuldum. Arkadasla bulusacagimiz yere yaklasik 45 dakikada gitmeyi basardim. Biraz soluklandiktan sonra motorlara atlayip BMW'nin satis ofisine vardik. Bizim eski mudur oraya bizden once varmis, motor denemek icin islemleri yaptiriyordu. Biraz laf, yine biraz soluk. Bizim mudurde BMW F650 var. Ama oraya F800GS test etmeye gelmis. O atladi F800GS'e, biz atladik bizim duldullere. Vurduk yollara. Kirkbes dakika kadar dolandik etrafta ama benim gozum onde giden F800GS'te. Adamlar motora bir de orjinalinden farkli bir egsoz takmislar. Biz biraktik herseyi, BMW'nin sesini dinliyoruz. Sanki kufur ediyor bizim duldullere alet. Ulan vay be diyerek donduk yine BMW'ye. Mudur dedi siz de deneyin. E nasil olacak. BMW'dekiler once ehliyetin kagit nushasini istediler. Yok dedik yanimizda. Normal ehliyet var, bizim motorlari birakalim, bir de alin banka karti birakalim. BMW insani gitti kendi mudurune sordu. Sonra dedi "tamamdir". O siralar zaten Liverpool cakmis 4 tane ManU'ya onu konusuyorlar Ian'la. Biz de az dort kose olmadik bu haberden sonra.

Ben bu sefer atladim F800GS'e, Ulas F800ST'ye, Ian da kendi motoruna.

Nasil anlatmak lazim gelir bilmiyorum. Egsozun sesi zaten insanin icini bir garip yapiyor. Motordan inip birilerini yumruklayasi geliyor insanin. Motor enduro tarzinda. Benimkine (Kawasaki er6F) gore biraz daha yuksek. Oturus pozisyonu tam olarak dik. Ilk basta BMW insani biraz acikladi farkliliklari gerci ama motora oturunca daha farkli oluyor. Sinyallere alisana kadar nereye basiyorum, dogru dugme mi bu diye baya bir tereddut yasadim. Normalde sinyal dugmesi solda olur ama bu motorda sag sinyal sagda, sol sinyal solda. Sinyali kapatmak icin sagda baska bir dugmeye basmak gerekiyor.

Motorun hizlanmasini ya da yavaslamasini hissetmiyor bile insan. Sanirim bu suspansiyonlarla ilgili biraz. Benim suspansiyonlar odun gibi oldugundan neredeyse yoldaki her ayrintiyi .otumde hissediyorum diyebilirim. Ama bu motor bir baskaydi, buyuk ihtimalle enduro olusuyla ilgili birsey bu.
Motorun gostergeleri dijital ve analog iki sekilde. Cok onemli bir ayrinti degil ama hangi viteste oldugunuzu da gosteren bir bolum var gostergeler uzerinde.
Gosterge falan hikaye tabi. Birkac yilan seklindeki yoldan sagli sollu yatarak dolastiktan sonra emaneti goturup teslim ettik. Elim gitmedi anahtari vermeye, duygulandim resmen oradan ayrilirken. Almanlara saygim bir kat daha artti ne yalan soyleyeyim.

Motorun full aksesuar fiyatini 7500 sterlin olarak cikardilar. Biz Ulas'la boynu bukuk sekilde izledik bu fiyat kisimlarini. Ian'a verdik gazi, alirsin sen bu motoru diye. Elemanin altinda F650 var, araba desen Nissan 350Z. Koymaz adama. Bizim BMW sevdasiysa, artik bir baska bahara.

Friday, 6 March 2009

Google Visualization API

Biraz kurcalama, egip bukme sonucunda sayfanin en basinda puan tablosu goruyorsunuz. Google Visualization API kullanilarak ve bir de tabi 5 takimin hafta hafta kazandigi puanlar veri olarak girilerek olusturuldu. Play butonuna basinca takimlarin puanlarina gore ilerleyisi goruluyor. Bir de tepesinde baska bir grafik secenegi var, o da bar chart olarak siralamayi ve puanlari gosteriyor. Tablo kavramina biraz hareket katti bu is, hosuma gitti ugrasirken. Sayfasina eklemek isteyen olursa buyursun sayfanin kaynak kodundan araklayip kendi sayfasina koysun. Destek lazim olursa da yardimci oluruz evelallah:)

Saturday, 28 February 2009

Dışımızdaki Fenerbahçeliler

Korkunun ecele faydası yok. Lider takımın karşısına çıkacaksın, eğer şimdiye kadar yaptığın hataları tekrarlarsan kendi evinde, sana olan sevgisini cümlelere sığdıramayan bir yığın taraftarı yeniden hayal kırıklığına uğratacaksın.Sivas bu ligdeki bana göre en çok korkulması gereken takım. Topu çok ama çok güzel kullanabilen oyuncuları var. Son vuruşlardaki becerileri ve ileri uç oyuncularının çok tehlikeli oluşu da bu maçta ne olabileceğini kara kara düşündürüyor her takıma.

İnsanın yerken, içerken, çalışırken, okurken, yazarken bile bir motivasyon, konsantrasyon zamanı vardır. Öyle haldır huldur bir işe başlamaz kimse.
Daha ben kıçımı koltuğuma yerleştirip adam gibi maçı izlemeye konsantre olamadan ilk gol geldi. Yine geçen haftakine benzer bir şanssızlık. Yine savunmaya çarpan bir top ve bir golcü özelliğini topu takibiyle bir kez daha gösteren Mehmet Yıldız'ın golü. O anda aslında maç bitti dedim kendi kendime. Çünkü Anadolu'nun Fenerbahçe'yi karşısına alıp bir de gol bulan her takımı bu avantajı puana dönüştürmek için birkaç basit hamle yapıp Fenerbahçe'yi taraftarını kahrederek kilitleyebiliyordu. Şahsen o andan itibaren aynı senaryonun işleyeceğini ve orta sahada Sivas'ın özellikle Alex'in elini ayağını bağlayacağını düşündüm.

Seneler önce 4-4 biten ve uzatmalara kalan bir Fenerbahçe Galatasaray maçında Johnson golünü attıktan sonra kollarını iki yana sallayarak tribüne koşmuştu. O sırada maç Fenerbahçe adına 2-1'di ama maç Johnson'un kollarını salladığı gibi aslında o anda bitmişti. Fenerbahçe her ne kadar maç 4-4 bitse de turu atlamıştı. Ne alaka Galatasaray maçı? Durun geliyor, daha Sivas belki de Fenerbahçe'yi kilitlemeye fırsat bulamadan Uğur'un ilk golü geldi. Maçın tam olarak o anında da yukarıda zırvaladığım çoğu karamsar havadan dolayı hata yaptığımı anladım. Bu sefer maç bana göre Sivas için bitmişti.

Sivas olabildiğince açık bir futbol oynadı, aslında Fener bu sezon çoğu maçta oynadığı gibi isteksiz, keyifsiz, ışıksız, tatsız, tuzsuz oynasaydı Sivas çok kolay bir şekilde evine kayıpsız dönecekti ama işte Fenerbahçe'ye yine olan olmuş.
Daha önceki 7-0'lık galibiyetteki gibi bunu da sağlayan bir iki oyuncu olamaz. Takım olarak tamamen farklı bir görüntü çizdi yine Fenerbahçe. Sahada her topa koşmaya çalıştılar, her pozisyonda akıllı oynadılar ve çok hızlıydılar. Alex ve Semih'in çok iyi anlaştığı bir gerçek ama ben hala sistemin takıma göre şekillenmesi ve Semih ve Guiza'nın birlikte oynaması gerektiği görüşündeyim.
Uğur sakatlanınca Aragones mecburen ikisini birlikte oynattı. Gerçi yine yanyana oynamadılar, Guiza sol kanada geçti ama olsun.

Her neyse efendim. Çok güzel galibiyet, Emre ve Gökhan Gönül maçın en güzel iki adamıydı. Sivas için değişen birşey yok. Bence Fenerbahçe için de değişen birşey yok. Takımın her hafta milyon kez farklı görüntü çizmesinden dolayı haftaya başka bir hezimetle karşılaşmamanın bir garantisi yok malesef.

Son söz dışımızdaki Fenerbahçe'li Bülent Uygun için. Bir teknik adamın bana göre en önemli özelliği futbolcu yetiştirmesidir. Umarım bu sene sonunda istediğini alır ve umarım futbola yeni yetenekler kazandırır.

Monday, 23 February 2009

i am sam

Insan yaslandikca sadece saci basi agarmiyormus. Simdiye kadar Michelle Pfeiffer bana hic bu filmdeki kadar cekici gelmemisti. Ayrica Sean Penn bu oyunculugun uzerine 2001 yilinda Oscar'i Gladiator'deki Russell Crowe'a kaptirdigina inanabilmis midir acaba? Inanamamistir, inanmak istememistir.

Wednesday, 18 February 2009

Zico Kadikoy'e


Fenerbahce'ye artik geri gelir mi bilmem ama
Kadikoy'e bir kez daha gelsin isterim.

Mesela 20 Mayis'ta gelsin.


Aston Villa 1: CSKA 1
(Uefa Kupasi 3. Tur Ilk Maci)

Tuesday, 17 February 2009

The Snuke


Goruntu tanidik geliyor degil mi?
Izleyin, seveceksiniz:)

Monday, 16 February 2009

Joystick kiran spor Bobsleigh

Izmir'e tasindigimiz sene ya da bir sene sonrasiydi sanirim. 91 ya da 92. Rahmetli babam Konak'taki kapi karakolunda calisiyordu o zamanlar. Abim universitedeki ilk yilini gecirmekle mesguldu ve ben de ergen insan olarak annemin basini agritmakla ugrasiyordum bol bol.
Abimin Istanbul'dan Izmir'e tatile geldigi zamanlarda Konak'taki saat kulesi ile Konak Pier arasinda kalan bir yerde bir bilgisayar dukkanina gider ekranlarina bakar dururduk. IBM'di bilgisayarlar. Ekran koruyuculari miydi bilmiyorum abimle bizi ceken ama uzun uzun bakar dururduk vitrine.
Sonra nasil oldugunu bilemedigim bir sekilde bana bir Commodore 64 aldirmayi basarmistim babama. Abim sonralari ailede ilk bilgisayar sahibi kisinin kendisi olmamasindan dolayi kizmisti biraz. Benim Commodore 64'u bilgisayar olarak kullandigim da soylenemezdi gerci. Suruyle oyun bulup ya da kopyalayip oynamakla mesguldum. Yeni gencligin pek hatirlamayacagi, ustun stereo kaset teknolojisiyle, oyunlar bir bir cogaltilabiliyordu o zamanlar. Zeki Muren kasedinin uzerine EHY Int Soccer kaydedip arkadasiniza verebilirdiniz yani:)

Abimle birlikte oynadigimiz bir oyun da Bobsleigh'di o zamanlar. Yuzlerce abuk sabuk oyunun arasinda o da ilgimizi cekmis olmali ki uzun bir sure mesgul etti bizi. Baslangic cizgisinde adamlari kosturup belli bir noktaya gelmeden kizaga bindirip sonra da yol boyunca sag sol yaptirip bitis cizgisine varmaya calisiyorduk. Birbirimizin yaptigi zamanlari gecmekti tum amacimiz. Bunun icin de iyi bir refleks, saglam bir sag kol ve iyi manevra kabiliyeti gerekiyordu. Yaris ekranda beliren Ready-Steady-Go siralamasinin sonuncusuyla baslardi ve ekranda Go cikmasiyla sizin joystick'i ileri geri sallamaya baslamaniz arasinda milisaniyler olmaliydi, yoksa adaminizin kizagi itmeye baslamasi gecikir ve yarisa iyi baslayamamis olurdunuz. Bu joystick sallama islemi neredeyse kolunuza kramp girecek kadar uzun sure devam eder ve sonunda adamlari kizaga bindirebileceginiz son noktaya gelirdiniz. O anda eger kizaga binemezlerse, is biter, kizak bir yana adamlar baska bir yana gider. Adamlar kizaga atladiktan sonra ise her viraji duzgun almaya calisip durursunuz. Yanlis girerseniz ucar gidersiniz.

Abimi gececegim diye joysticki az paralamamistim o zamanlar. Kim daha iyiydi simdi hatirlamiyorum, bir sonraki abi kardes muhabbetimde sorup ogrenmeye calisirim artik.

Butun bunlar da bugun izledigim BBC'de Bobsleigh Challenge diye bir programdan dolayi aklima geldi bu arada. Ingilizlerin kasfettigini ogrendigim bu spor icin kimisi bisikletci, kimisi yuz metre kosucusu birkac Ingiliz atletini alip 2 hafta boyunca egittikten sonra Ingiltere secmelerine sokuyorlar. Bizim abimle joystickle sadece bilegimizi calistirdigimiz bu sporun aslinda ne kadar zor ve tehlikeli oldugunu gorup bir kez daha saygi duydum adamlara.

Izlemek isterseniz BBC iPlayer'da bir linkini bulursunuz sanirim ya da en saglami Youtube heralde ama asagiya bu programin haberiyle ilgili bir link koyuyorum. Ilgisini ceken olursa buyursun diye.

http://news.bbc.co.uk/sport1/hi/other_sports/winter_sports/7871928.stm

Sunday, 15 February 2009

Uzun kulakli Fener

Gecen hafta yenilen iki gol ve kaybedilen bir mac, hemen ardindan da bu hafta atilan yedi tane gol ve kazanilan bir galibiyet.
Fenerbahce'nin gol sayilarini bir borsa hissesiymis gibi degerlendireyim istedim biraz. Gecen haftakine -2 dersek, bu hafta birden +7'ye cikmis takim. yani bir haftada +9'luk bir degisim var. Sisteme baktiginizda bir onceki haftadan pek bir fark goremiyorsunuz kagit uzerinde. Ileri ucta cezali Guiza yerine Semih oynamis ve yine kagit uzerinde tek forvet gozukuyor. Ama gecen hafta ile bu hafta arasinda cok buyuk bir degisim var. Boyle bir degisim sadece Guiza yerine Semih'in veya Gokhan'in yerine Onder'in oynamasiyla degisebilecek bir durum mu? Bence pek mumkun degil. Bu kadar buyuk bir farki sadece bu degisiklikler getiremez. Ozellikle Hacettepe'nin Fenerbahce ile arasindaki buyuk fark olmasi da alinan sonucu ortaya cikardi aslinda ama bu durum da Fenerbahce'nin bir hafta arayla sergiledigi performansi aciklayamiyor.

Peki neydi bu farki doguran sebep? Benim dusuncem sudur ki, gecen hafta Aziz Yildirim, kollarini sivayip soyunma odasindaki her oyuncunun kulaklarindan olabildigince cekmis. Nasil bir ultimatom verildigi, ceza ya da odul taktiginin mi kullanildigi konusunda bir fikrim yok ama Aziz Yildirim'in kesin bir parmagi var.
Fena da olmadi aslinda ama yine en basa donup bu olayi borsa hissesine cevirecek olursak normal gozukmeyen bu +9 puanlik farkin sadece spekulatif bir hareket oldugunu dusunebiliriz. Yukselisin daha istikrarli ve kararli bir sekilde devam etmesi daha dogal olacaktir. Keskin yukselisler, derin dususlerle devam edebilir nihayetinde.

Kucuk bir not da yayin akisi ile ilgili. Sanirim sevgililer gunu olmasiyla ilgiliydi bu durum ama atilan her golden sonra futbolcular ve esleri ile yapilan sevgi yumagi goruntuler biraz abartiya kacti zannimca. Bu durum anneler gunu, babalar gunu icin de boyle devam mi edecek diye dusunmeye basladim. Ya kabotaj bayraminda ne yapacaklar??

Thursday, 12 February 2009

Ayna ayna soyle bana!

  1. Aragones'ten sonra kim gelecek? Bunu su anda her Fenerbahce'li merak ediyordur heralde. Kimin gelmesi konusunda yakinda anketler dusmeye baslar piyasaya. Merakla bekliyorum.
  2. Guiza ne zaman gonderilecek? Bunu merak ediyor olmam boyle birseyi istiyor olmam anlamina gelmiyor. Bilakis gitmesini istemiyorum ama Fenerbahce'ye her gelen forvet oyuncusunda oldugu gibi bu adami da gerekli sekilde kullanamadigimizdan dolayi en uyduruk gazetesinden en saglam taraftarina kadar herkes Guiza'nin ipini cekmeyi bekliyor. Anelka, Kezman, Guiza. Hatta daha eskilerden Rebrov. Ve kiymeti yine bilinemeyecek sonraki golculer.
  3. Tuncay Ingiltere'de buyuk bir takima gidebilecek mi? Kontrolsuz guc, guc degildir diye bir slogan vardi. Tuncay icin de ayni seyi dusunuyordum. Ne yapacagi bir turlu belli olmuyordu. Sahanin icinde deli danalar gibi kosup da topu bir turlu kontrol edemedigi zamanlari hatirliyorum izledigim maclarindan. Ama son Avrupa Sampiyonasinda ve Middlesborough'da elinin kolunun ayari duzelmis, daha bir oturakli oynar olmus.
  4. Futbolda acaba isabetli pas egitiminde sepet kullanimi diye birsey var midir:) Bir camasir sepeti sahanin ileri ucuna konur ve her futbolcudan topu bu sepetin icine sokmalari istenir. Kisisel inancim sudur ki futbolda uretkenligin kaybinin tek suclusu kaybedilen toplar ya da defanstan nereye gidecegi dusunulmeden sisirilen toplardir. Eger boyle bir egitim varsa Roberto Carlos'un sepeti paramparca edeceginden eminim:)
  5. Anadolu'dan bu sene sampiyon cikacak mi? Isterim ki ciksin ama ayni zamanda isterim ki sampiyon takimin hocasi tevazu sahibi birisi olsun. Bu durumda Sivas'in sansi pek yok gibi.
  6. Fatih Terim bir gun deniz asiri bir memlekete gidip orada calisacak mi? Soyle hic basin, televizyon kamerasi falan olmasin, hic haber almayalim kendisinden uzun sure.
  7. Aziz Yildirim bu sene de istifa edip sonra tekrar geri donecek mi? Ya donmesin ya da istifa etmesin.
  8. Besiktas bu sezon sonunda hangi Fenerbahce'li oyuncuyu alacak? Benim tahminim Deniz Baris ya da Selcuk Sahin yonunde, bakalim gorecegiz.
  9. Hakan Sukur ne zaman yorumculugu birakacak? N'olur cabuk olsun, n'olur.
  10. Ve tabi en onemlisi Canim Ailem'de haftaya Samim'in basina ne gelecek:)

Anadolu'dan Gorunum

Gozlerini actiginda gunes dogmak uzereydi. Cemil, yesile calan gozlerini ovusturup yatagindan kalkti. Bahceye cikip ceviz agacinin dibine kucuk abdestini yapti. Anasi uyanmis abdest aliyordu. Ses cikarmadan kardesiyle birlikte uyudugu yatagina geri donup pacalari bir onceki gunku mactan camurlanmis pantolonunu giydi. Lastik ayakkabilarini bir onceki geceden avludaki cesmenin altina birakmisti. Soguk suyun altinda durmaktan buz kesmis lastik ayakkabilari ciplak ayaklarina gecirdi.

Mahallenin kosesinde otuzalti senedir calisan firina kosturup Hikmet amcadan iki somun ekmek kapti. Firindan yeni cikmis ekmek ellerini yakmisti ama aldirmadan ekmegin birinin kosesini kemirerek eve geri dondu. Annesi namazini kilmis kalvaltilik hazirliyordu. Ekmekleri yerdeki sofraya birakirken agzina birkac tane zeytin atti.
Bugun buyuk gundu Cemil icin. Yukari mahalledekilerle mac yapacaklardi. Gecen macta komsulari Necmi amcalarin oglu Hayri bir turlu gol atamayinca Cemil'e gun dogmustu. Bu macta Cemil forvette oynayacak Hayri orta sahaya gececekti. Kalede Savas duracakti. Takimin en siskosu oydu ama toprak olsun tas olsun gol yememek icin kendini yerlere atar dururdu. Hem rakip takimdakiler ondan hep korkarlardi. Defansta Ali'yle Selahattin oynayacakti. Selahattin iyi sayilirdi da, Ali bes para etmezdi. O yuzden defansa koymuslardi onu, gecen haftaki macta da kaptan Huseyin siki sikiya tembihlemisti. "Vur gitsin, daglara taslara, top gecerse bi daha mahallede dolasamazsin ona gore!". Zavalli cocuk ilk iki golde topu sektirince Huseyin'den zilgiti yemisti ama sonra baska hata yapmamisti.
Orta sahada uc kisi vardi. Biri malum kazma Hayri. Digerleri kaptan Huseyin'le, manavin oglu Fikret. Once karpuzlari yakalamaktaki becerisinden oturu Fikret'i kaleye dikeceklerdi ama Savas'in oynayabilecegi bir mevki bulamayinca Fikret orta sahaya yerlestirildi.

Ileri ucta da Cemil.

Cemil, ekmeginin arasina doldurdugu pekmez ve peyniri bir cirpida bitirdi. Son lokma az kalsin bogazinda kalacakti. Cemil'in kahvaltiya kalkan babasi, yemegini duzgun yemeyen oglunun kafasina bir saplak patlatti.
"Arkandan mi kovaliyorlar oglum?"
"Baba macimiz var, antreman yapacagiz"
Adamin gozleri parlamisti. Koyu Fenerli Mehmet usta, oglu dogdugunda kulagina Cemil ismini fisildamak icin bir saniye bile dusunmemisti.
"Ne maci ola ki bu?"
"Yukari mahalleyle baba, ben forvette oyanayacagim"
"Aferin oglum, iyi yap kahvaltini, o zaman cok gol atarsin hem"
Cemil elindeki koca dilim pekmezli ekmegi bir hisimla bitirdikten sonra babasinin soyledigine inanip kardesinin ekmeginden de bir parca koparip yedi.

Yola koyulmadan once cok onemli birseyi unuttugunu farketmisti. Formasi uzerinde degildi. Hala gece uyudugu cizgili mintaniyla dolasiyordu. Yeniden yataginin basina gidip yastiginin altinda duran formasini cikardi. Annesinin uc bes capittan diktigi sari lacivert formayi ustune gecirince bacaklarinin daha da guclendigini, gogsunun daha da kabardigini hissetti.

Artik buyuk maca hazirdi.

Sunday, 8 February 2009

IBB2FB0



Her iki golde de insan ofsayt cizgisine ve yan hakeme supheyle bakiyor ama boyle durumlari goz onune almak lazim. Besinci dakikada 1-0 yenik duruma dusmek guzel birsey degil ama en azindan biliyorsun ki 85 dakikan var. Ama artik herkesin bildigi gibi Fenerbahce'nin herhangi bir Anadolu takimini yenebilmesi icin ilk golu kendisinin atmasindan baska caresi yok. Fenerbahce zaten artik gol atabilen ya da pozisyon uretebilen bir takim da degil. O yuzden karsi takimi yipratip bir yan top ya da serbest vurusla bir ya da hadi bilemedin ikinci golu bulup isi bitirmek, yapmaya calistigi. Butun bunlar da on direge kosu yapan Selcuk veya kalenin icine dogru donerek gelen bir top atacak Alex'e bakiyor cogu zaman.

Savunmanin guvenligi ve uyumu ise geri dortludeki sadece bir kisinin usutup grip olmasi, mideyi bozup ishal olmasi ya da sakatlanip yerini bir baskasina birakmasiyla degisebilen birsey. Pamuk ipligi yani hersey. Gecen sene de boyleydi aslinda. Ve bence Roberto Carlos'un Sevilla macinda sakatlanmasi belki de Chelsea karsilasmalarinin kaderini degistirdi. Bu uyumu koruyacak yedek geri dortlu olusmadi bir turlu.

Bu stadi hic sevemedim bu arada, ruzgar televizyon basinda bile adamin basini donduruyor. Ikinci yarida futbol topu bumerang sekline burunup ileri giderken geriye dogru donunce etkisi daha da guzel gozuktu zaten ruzgarin. Ama asil sinir bozucu durum ikinci yarida Fenerbahce'nin ruzgari arkasina almasindan sonra golu yiyene kadar sut atma ihtiyaci hissetmemesiydi. Ben orada Deivid'i bekledim, Carlos'u bekledim, Alex'i bekledim ve hatta Emre'yi bekledim. Belki bir tane sut atarlar diye. Sutlar ikinci golun gelmesinden sonra geldi. Ben en az dort tane sut saydim son bes dakikada.
Hani hep derler ya son duduk calmadan mac bitmez diye. Biter biter, oyle bir biter ki Alex ve Guiza'ya kizamazsin son dakikaya kadar oturmadilar kulubede diye.

Gecen hafta erken oynandigi icin maci kacirmistim, dedim kendi kendime, keske bu hafta da kacirsaydim.

Monday, 2 February 2009

Kusura bakma Volkan!

Turkucu Bjork der ki:

"Football is a fertility festival. Eleven sperm trying to get into the egg. I feel sorry for the goalkeeper."

Onumuzdeki maclari seyredecegiz artik:(

Ne buyuk salakliktir bilmiyorum. Gerci oyle matah birsey de degil bir maci izlemeyi istemek ve izlemek. Eninde sonunda bir Turkiye Super Lig maci, ne bekleyeceksin ki? Ama tuttugun takim oynayacak, belki hicbir tat almayacaksin ama iki beddua savuracaksin, "ulan ben olsam soyle yapardim" diye bol keseden sallayacaksin.
Olmadi, olamadi.
Cuma gunu bir ara internete girip Fenerbahce-Antep maci ne zamanmis diye baktim. Cumartesi uc bes arkadasla Londra'da bulusacaktik. Soylemeye gerek yok, burada saatler Turkiye'dekinin 2 saat gerisinde isliyor. Gunesin tembelligi iste. Burada uc dedin mi orada bes, burda besse orada yedi. Yani mac cumartesi gunu ise Londra'ya git gel aksam 5'te evde olmanin imkani yok. Aksam 5'te evde olacaksan zaten gitmemin bir manasi yok. O nedenle cuma gununden baktim macin hangi gun olduguna. Pazar gunu. Oh dedim, seyredebilecegim. Pazar gunu geldi catti. Gece aksamdan kalmayim malum, ogleye dogru uyandik. Hatun kisi ister merkeze gitmek, kitap alinacaktir cunku. Kahvalti bir kitapcinin kafesinde yapilir. Sonra oradan supermarkete, ekmek, sut, ivir zivir. Arkadaslara ugrayalim mi? Olmaz, mac var ona yetisecegim. Saat aksam 5 omak uzere zaten, orada 7. Eve hisimla girilir, bilgisayar acilir, Digiturk Web TV'ye baglanmak icin illa Windows acilmasi gerekir, Windows Media Player DRM falan filan zirvalarindan. On dakikada acilan Vista yuzunden Bill Gates'e birkac kelam sarfedilir. Digiturk web tv sayfasi fazla naz yapmadan hemen acilir neyse ki.
Mac baslamistir, sasirarak ekrana bakilir. Dakika 91, durum 1-1, uzatma 3 dakika. Hay lanet, macin gunune bakilmistir ama macin saatine bakilmamistir. Kalan iki dakika sindirile sindirile seyredilir. Atilan golleri gosterirler hemen neyse ki. Iki gunluk mac seyretme plani bir bardak suya duser, su soguktur ve bilgisayar kapatilirken afiyetle mideye indirilir.

Ne denir bu salakliga bilmem, "onumuzdeki maclara bakacagiz" guzel gider heralde.

Wednesday, 28 January 2009

ne Semih ne Guiza, ah keske ikisi birden oynasa!

Nasil gazete manseti gibi oldu mu? Oldu bence ama neye yarar ki, sesim oturma odasinin duvarlarini asamadiktan sonra. Bu kadar bos alan bulunuyor, bu kadar topa sahip oluyor takim. Neden gol yollari icin Kazim'i Deivid'i Vederson'u zorlayip duruyor bu adam. Yahu, rotasyon yapiyorsun madem oyuncularin arasinda. Sistemde de bir degisiklik dene, iki forveti birlikte oynat, hem taraftar ikisini birbirinin alternatifi gibi gormekten vazgecsin hem de iki gol adamiyla gol sansini daha da arttir. Ileride toplari iyi kullanamadikca zaman tukendi, zaman tukendikce de artik eldekinden olmamak icin ustunlugu Bursa'ya birakti takim. Halbuki bu is ilk yarinin ortasinda biterdi, sonra alkislanarak cikardi bir golcu. Ya da belki ikisi birden. Sabirla bekliyorum ama 4-5 gollu maclari da ozluyorum.

Dunya uzerinde 11 cesit insan vardir, bir tanesi kalede digerleri onun onundedir!

Yeni yildan hemen onceki ortak furya fala inanmayan ama falsiz da kalmayan yurdum insanina yeni yildan hemen once birkac gram umit pompalayabilmek icin yapilmis tam bir senelik fal hizmetidir. Her sene gazetelerin bir kosesinde, bir pazar ekinde vardir boyle birsey. Gazetelerin hizmetleri bununla da bitmez tabi, en saglikli yiyecekleri, en guzel kizlari, en delikanli erkekleri, en komik fotograflari da secerler bizler icin, sagolsunlar. Biz oturup da karar vermeye ugrasmayalim diye gece gunduz demeden calisir dururlar. Helal olsun dersiniz.
Biraz onlardan ozenerek ben de sahadaki futbolcularin profillerini fal modunda cizeyim istedim. Turkiye'deki en baba mesleklerden birine sahip futbolculardan kendine koca secmek isteyen kizlardan, cocugunu futbolcu yetistirmeye calisan ebeveynlere kadar herkes okusun, belki bi fayda saglarlar kendilerince. En basta sunu soylemeliyim ki oyunculari meshur 4-4-2'ye gore boldum, parcaladim. Onemli olan sistem degil sonucta, hem Avrupa Sampiyonasinda da gostermedik mi sistemin onemli olmadigini!

Kaleci ile baslamak gerekir tabi ilk olarak. Bir numara onlardir. Genellikle zeki degillerdir, cunku yaptiklari is cogu zaman zeka gerektirmez. Taktik hic gerektirmez. En buyuk taktik penaltidan once nereye yatacagina karar vermektir, ki bunu da cogu zaman kaleci antrenoru onlara soyler. Saglam reflekslere sahip olanlar kale icin uygundur, kalenin onune koymadan once karsiniza alip, elinizdeki topu gosterip, "bu top arkandaki kaleye girmeyecek" dersiniz. Zeki olani daha makbuldur ama dedigim gibi cok da gerekli degildir. Kaleci, takimi rezil de edebilir vezir de. Bu yuzden isimleri cokca duyulur. Populerdirler, saclarina baslarina dikkat etmeleri gerekir, nitekim TV ekranlarinda onlarla devamli karsilasiriz. Ayrica korumaci ozellikleri digerlerine gore daha yuksektir.
Saha icindeki kavgalara elli metreden mudahale ederler. Populerlikleri evlilik hayatlari icin kotu bir durumdur. Ayrica kiz cocuk sahibi olurlarsa korumaci ozellikleri yuzunden kiz cocuguna hayati zindana cevirebilirler.

Sag bek ve sol bek genellikle yerinde duramayan adamlardir. Biraz hiperaktiftirler. Cocugunuz hiperaktifse onu bu bolgeler icin uygun yetistirebilirsiniz. Hizli olmalari gerekir cunku hep onlari gecmek isteyen birileri vardir. Hiz ile boy arasinda da dogal olarak bir ters oranti vardir. ne kadar hizliysa o kadar kisadir bu kardeslerimiz. Hizlari ile kazandiklari para arasinda ise dogru oranti mevcuttur. O zaman neymis, cocugunuz ne kadar hizliysa ve ne kadar hiperaktifse o kadar iyi sag/sol bek olur ve o kadar iyi para kazanir. Kendime sag/sol bekten koca yapayim diyen bayan kardeslerimiz icin tek uyarimiz ise bu adamlarin hiperaktif olduklarinin altini cizmek olacak. Sade, siradan olmamalidir nitekim bu arkadaslarin yatak aktiviteleri. Sadakat olayini da hiz ve dolayisi ile kazanilan para ile ters orantisiyla hesaplayalim yeniden.

Defansin ortasindaki adamlara geldik sira. Iki tane guzel insandan bahsediyoruz. Bu bolgede ikiz oyuncu bulsalar ne kadar guzel olurdu. Bu ikisi birbirine o kadar baglidir ki ya ikisi birden cok sevilir ya da ikisinden birden nefret edilir. O yuzden isleri de hic kolay degildir. Insanin ruh ikizini bulmasi ne kadar zorsa defansin gobegindeki adamin yanindaki yoldasini bulmasi o kadar zordur. Bu bolgede ikiz oyuncu bulup oynatabilseler ne kadar guzel olurdu. Eger ki ikiz cocuklariniz var, hic durmayin, defansin gobegine koyun. Ayni sag ve sol bektekiler gibi bu iki oyuncu icin de planlar yapilir. Arkalarina top atarsaniz ve forvet oyuncunuz bu iki oyuncunun arkasina gecmeyi basarabilirse artik gol olmamasi icin dua etmeye baslamaktan baska care kalmaz. Bu stresi uzerinde hisseden bu iki oyuncuda psikolojik sorunlar basgosterir. Genellikle sahanin en hircinlarindan olurlar. Sinirlenince tekmeyi savuran ya da kose vurusunda dirsegini rakip oyuncunun suratina gecirenler hep bu adamlardir. Bu sartlar altinda korkulmalari gerekir.

Orta sahanin sagi ve solundaki iki oyuncu, sahanin en pust karakterli oyunculari. Iyi olanlari hizlidir, kivraktir, aniden hizlanir, aniden yavaslar. Butun bunlarin yaninda en sonunda topu ceza sahasinin icine gonderebilirse o zaman artik bu adam olmus demektir. En pustu en guzelidir, gulerek gecer, gobek atarak orta yapar, gole ismi yazilmaz ama kendi ismini karsi takimin suratina tokat gibi vurur. Cogu zaman sol taraftaki sol ayagini sag taraftaki ise sag ayagini daha iyi kullanir ama bazen sol kanattan gelip topu sagina cekip orta yapan yalanci sol kanat oyunculariyla da karsilasirsiniz. Sagindan atip solundan gecme eylemi bu adamlarin basinin altindan cikmistir muhtemelen. Sinsidirler, kendilerini cizginin dibinde unutturur, yan hakemle kanka olurlar. Ama cizgi kenarinda oynamanin bir de sakincasi vardir tabi, tribundekiler dilekleri gerceklessin diye onlara bol bol bozuk para yagdirabilirler. Sahsen boyle bir cocuk sahibi olmak istemezdim. Gerci cocugu nasil yetistirirseniz oyle olur. Kanatta oynatayim diyorsaniz, bol bol simartin cocugu, derslerde kopya ceksin cocuk. Bayan kardeslerimize tavsiye, uzak durun boylesinden.

Orta sahanin ortasi, iste buradaki adamlar sahanin en zeki adamlaridir. Senelerdir anlam veremedigim bir sekilde sol ayagini iyi kullananlari digerlerine gore daha yeteneklidir. Belki bu solaklarin daha ender bir tur olmasi ile alakalidir bilemiyorum. Neyse buradaki asil onemli nokta bu iki kisinin zeka seviyelerinin digerlerine gore daha yuksek olusudur. En guzel ara paslari bu adamlar atarlar, topun gidecegi, gitmesi gereken yeri digerlerine gore daha iyi bilir ve tahmin ederler. Takimin beynidirler tanimlamasi buraya cuk oturuyor aslinda. Ama bu ikisinden biri digerine gore herzaman daha baskin olur. Bu belki takim icin daha iyidir. Isleri de paylasirlar en azindan, birisi ileriyi dusunurken digeri geriyi dusunebilir. Dusuncelidirler. Duygusaldirlar. Evli olmayanlar capkindirlar, bol bol asik olur, gazetelere cikarlar. Evli olanlari ise iyi birer aile babasidir. O yuzden cok cabuk baslarinin baglanmasi takim icin en uygunudur.

Gelelim forvet oyuncularina. Futbolun guzelligi goldur, golu atmak ise beceri ister. O yuzden bu bolgedeki kisi becerikli olandir. Ufak maketlerle ugrasanlar, el emegi isteyen marangozluk, canak comlek boyamalarinda becerikli olanlar buna uygundur. Canak comlekten para kazanilmayacagini bilen ana babalar becerikli cocuklarini golcu olarak yetistirmeye baslayabilirler. Psikolojileri ise rengarenktir. Kimisi cok sakacidir, televizyona cikip fikralar anlatir. Kimisi cok kaprislidir. Kiminin ise havasindan gecilmez. Bazen de icine kapanir, aglamakli dolanirlar. Moralleri bozulunca gol atamazlar. Hep bir motivasyon beklerler. Klup baskanlari baba ocagi gibidir onlar icin. Samimidirler. Dini butun olanlarini milletimiz cok tutar. Gol atinca elini pipisine goturen adami ise afaroz ederiz hemen. Konu para olunca ise onlarin eline su dokulemez. En cok onlar kazanirlar, bunun yaninda takimdaki en guzel isi onlar yapar, gol atarlar.
Onlari ne kadar sevseniz ya da ne kadar nefret etseniz de aklinizdan bir turlu cikaramazsiniz. Hatta futbolu biraksalar bile sizi birakmazlar. Cunku isimleri hep hatirlanir. Eskilerden defans oyuncusunu ya da sag kanat adamini hatirlamazsiniz ama forvet oyuncusunun ismi beyninize kazinmistir. Futbolu birakinca da zaten ya teknik direktor olurlar ya da futbol yorumcusu. Her halukarda en verimli olandir.

11 tane adam bir topun pesinde kosup dururlar iste. Ama asil soru sudur: Top mu onlari kosturur, onlar mi topu?

Biz izlemeye devam ettigimiz surece cevabi onemli degildir bu sorunun ya neyse...

Wednesday, 21 January 2009

diyaloglar #1

Top yuvarlak kaldigi surece bu diyaloglar yasanacaktir. Belki yasanmistir bazilari, cok nadir de olsa. Aklina absurd diyaloglar gelen olursa cekinmesin yazsin, yazalim burada.

Ilk duduk calsin

--------
oyuncu: hocam aslinda ben kendimi yere attim, penalti degil yani
hakem : olsun evladim, ben parami pesin aldim gerisi onemli degil
--------
hakem : ali bi bak evladim bakiim. oglum o nasil topa giris, bictin adami. bak bi
daha olursa basarim kirmiziyi ona gore.
oyuncu: hocam, dun aksam hanimla kavga ettik, aldi cocuklari anasina gitti. kafam bozuk be hocam
--------
oyuncu: hocam baksana nasil cekiyor formamdan. sundurdu guzelim adidas formayi.
hakem : ilik suda yikayip sonra utulersen forma kendine gelir evladim.
oyuncu: ama hocam!
--------
orta hakem: kemal sen gordun mu golu? ofsayt miydi lan?
yan hakem : abi kenarda bi hatun var tam arkamda, onu kesiyodum, kacirmisim.
orta hakem: e ne bok yiyecez? verelim mi golu?
yan hakem : verelim hocam
orta hakem: e peki, kos hadi ortaya.
--------
oyuncu : hocam alexander bana kufur ediyo.
hakem : ne diyo lan elin ecnebisi.
oyuncu : .ikerim seni diyo hocam
hakem : turkce mi ogrenmis, vay be helal olsun. alexander gel bakiim oglum.
alexander: buyir hojam?
hakem : nerde ogrendin oglum turkceyi
alexander: bizim takimdan hayri var hojam
hakem : iyi iyi, hayri gel oglum bakiim. (sari karti hayriye gosterir)
hakem : utanmiyon mu lan ecnebi adama kufur ogretmeye?
hayri : !?!?
--------
stad : .bne hakem .bne hakem
orta hakem: orkuncan. sana mi diyolar lan bunlar .bne diye, hehehe
yan hakem : yok hocam, vermediniz ya penaltiyi, kesin size diyolar.
orta hakem: oglum sen bayrak kaldirdin ya ofsayt diye, onun icin vermedim. bunlar sana diyo kesin.
yan hakem : hocam belki sabri abiye(diger yan hakem) diyolardir? hani saclara golge attirmis ya belki ondandir, eheh.
sabri (yan hakem): hay topunuzu da sizi de
--------
orta hakem: selcuk gel bakiim. korneri sen at evladim, sen iyi kesiyosun toplari.
selcuk: hocam ne alaka.
orta hakem: bakma oglum oyle eblek eblek, sizin su yabanci golcu var ya, ona dogru at. sizin bu teknik direktorun bi halt yiyecegi yok, ben pesin aldim parami
baskandan.
selcuk: hocam ama???
orta hakem: hadi oglum, bu maci alacaz baska yolu yok hadi evladim hadi.

Aralik olmadan yil bitmiyor

Gideli 1 ay geri geleli 2 hafta oldu. artik karalamak lazim uc bes satir.