Friday, 19 December 2008

Cin'e kadar gittim, donecegim..



Yarin bu saatlerde tahminen Asya kitasi uzerinde biryerlerde olacagiz. Ben kulagima motorsiklete bindigimde taktigim tipalardan takacagim. O kadar yol, git git bitmeyecek cunku. En sinir bozucu yani ucagin motorlarinin durmaksizin devam eden gurultusu zaten. Bilgisayarsiz yapamam diye yanima hacerimi de alacagim. Iki hafta Cin milleti nasil bu kadar uremis yerinde gormeye gidiyorum.

Tuesday, 16 December 2008

Smiley - Am Bani De Dat



Her izledigimde, maca gideyim, hoplayayim, ziplayayim diyorum. Bir de ne dediklerini anlasam..

Sunday, 14 December 2008

el clasico

ta koeman ve cruijff zamaninda kalbimi fethetmisti barcelona. cocuktum o zamanlar, sonra ilk is hayatima atilip calismaya basladigimda sirkettekilerle hali saha maclari yapmaya baslamistik. iki takim cikarabiliyorduk, birisi barcelona digeri real madrid. bizim takim barcelonaydi. her hafta oynadigimiz bu maclar icin forma bile yaptirmistik. 6 sene falan oldu gerci giymeyeli ama hala saklarim o formayi.

el clasico'yu seyretmek ya da seyretmemek insanin futbola bakisini degistiriyor. ya da soyle soylemek lazim, bunun uzerine artik futbol mu izlenir. izlenir tabi, ama ayni zevk alinir mi?
zorlayacagiz kendimizi artik.

daha fazla gol olmasini umit ediyordum ama olmadi. yine de cok guzeldi. barca favoriydi, real madrid'in kazanmasina ihtimal pek verilmiyordu. ramos takimina guvenini mactan onceki aciklamasinda esprili bir sekilde soyle soylemis. "bugun belki de bircok kisiyi bahis milyoneri yapabiliriz". yapamadilar, cogunluk da zaten bahislerini barca'dan yana oynamistir, suphe yok.

aklimda kalan birkac goruntu var, cogu dogal olarak barcelona'dan. iki kalecinin de performanslari muhtesemdi. casillas icin ayri bir post var aklimda, 27 yasinda real madrid kalecisi olmak, yakinda yazarim. messi'nin ultra hareketli gecesi, ve buna karsilik real madrid'lilerin "vurun kahpeye" harekati. penalti, mukemmel kurtaris, henry'nin ve eto'o'nun topa boyle vurulur sutlari. toure'nin cikislari. ve taraftar, ve stad.

bunun uzerine yarin fenerbahce macini seyretsem mi bilmiyorum.

Friday, 12 December 2008

Ogul Balı

deyimler sozlugune bakiyordum gecenlerde, orada karsima cikti bu "ogul bali" deyisi. evladinin kazancindan faydalanmak demek.
evlat yetistiriyorsun en az bir yirmi yil, sonra bir is buluyorsun, bulamazsa hala besliyorsun evinde. sokaga atacak halin yok sonucta.
sonunda da bir is buldugunda sen de ucundan kenarindan kazaniyorsun. genelde bu manevi anlamda oluyor tabi aile ortamina vurursan, somurmuyorsun
evladinin butun varligini. seviniyorsun, muruvvet gormek gibi bisey. bunlari aslinda buyuklerimize sormak lazim, ben henuz o kadar buyumedim.

futbol inanilmaz buyuk bir endustri oldu artik, renk sevdasini ayri tutmuyorum, bu endustriyi besleyen de taraftar sonucta.
ama yetmiyor taraftar, borsada islem goren, halka acilan, sirket haline gelmis kluplerin para bulmasi lazim. artik eskisi gibi uc bes yonetici ihracattan ya da
insaat sektorunden kazandigi buyuk paralari kluplere hibe ediyorlar midir, bu borsa, hisse ortaminda olasilik disi geliyor. her girdiyi ciktiyi bildirmeniz gerekiyor.
hadi diyelim oradan da para geliyor klube. ve tabi tv ve reklam gelirlerini de unutmamak lazim. alt alta topladiniz, cikardiniz, hesabinizi yaptiniz, yine eksik var.
ne yapacaksiniz. iste o anda, ogul bali devreye giriyor. eger elinizde o zamana yetistirdiginiz ogullariniz varsa ne ala.
bircok anadolu klubunun su anda yaptigi da biraz bu aslinda. kasaya biraz daha para aktarabilmek icin ogullarini satmak.
musterisi de anadolu kluplerinden birazcik daha iyi durumda olan diger Turk klupleri. Basta Fenerbahce, sonra Besiktas, belki Galatasaray, belki Trabzonspor.

Bu takimlar tuketici kategorisindekiler. Aslinda futbolcu yetistirme ve arama islerini outsource ediyorlar da diyebiliriz.
nasil olsa param var, harcarim diyorlar. Buraya kadar buyuk kluplerin yaklasimini anlayabiliyorum. Cebindeki parayi kullaniyorlar, o an icin yapilan bir transfer icin
belki maliyetin cok yuksek oldugu gozukebiliyor ama olayi cok uzun vadeye yayarsaniz aslinda maddi acidan mantikli. Ogul yetistirmek kolay degil, yillarca besle, egit.Ama mantik her zaman en iyisi anlamina gelmiyor tabi.

her saticinin bir alicisi var bu piyasada. Anadolu klubu en kiyak satisini Fenerbahce'ye yapabilirken, Fenerbahce de
kendi seviyesinden yukaridaki alicilara neden oyuncu yetistirip satamasin. Iste burada biraz tuketici olmaktan cikiyorsunuz, kendi ihtiyaclarinizi hem outsource edip Anadolu'dan karsiliyorsunuz,
hem de kendi yetistirdiginiz ogullarin balinin tadina bakiyorsunuz.

Su anda takimin yarisindan fazlasi yabanci futbolcu ve bu yabancilarin hicbiri 25 yasinin altinda degil. Alex son demlerini yasiyor, bence bir sezon daha oynar sonra hem basin,
hem yonetim, hem teknik ekip ipini ceker. kim gelecek ardindan peki. milyonlarca euroya alinacak bir baska yasi 25-26 ve uzeri futbolcu bulunacak. ya da 30larinda dunya yildizi.
son birkac yilini aziz yildirimin kanatlari altinda gecirmeye gelecek bir baska yildiz daha. taraftarin ilgisini, sirket olmus klubun stadyum, reklam, forma gelirini dusunursek
buna da tamam. ama bu oyuncularin yaninda 19-23 yasi arasinda en az 3-4 futbolcu olmali.

Kiev macinin son dakikasinda oyundan 19 yasindaki oyuncu cikip bir baska 19 yasindaki oyuncu giriyor. Seneler once Hooijdonk'un Semih'le saha icindeki konusmalarini, Hooijdonk'un
Semih'e birseyler anlatmaya calisan goruntulerini hatirliyorum. Simdi Roberto Carlos'un yaninda Gokhan Gonul yetisiyor. Orta sahada sizin yetistirdiginiz oglunuz var mi?

Semih'in satilmasini istemem, o Fenerbahce'nin futbolcu yetistirebildigine verilebilecek tek ornek cunku.
ama elinizde 2 tane daha Semih olsa, genc takimdan 3 tane daha Semih gelecegini biliyor olsaniz ve Juventus kapinizi tiklatsa. O zaman bal tutan parmagini yalamaz da ne yapar?

Thursday, 11 December 2008

herkese benden cay, volkan sana yok.

cayinizi icin ki iciniz isinsin biraz, soguktan pipiniz dusmus olabilir. biraz kossaydiniz isinirdiniz ya neyse. volkan, kalede garibim beyni dondu, ne zaman cikis yapacagini pek kestiremedi zaten.
yo ama durun, volkan zaten beyni donmasa da boyle degil miydi? yapisiyla ve refleksleriyle tam bir kaleci goruntusu verse de, kafasini kullanmasi gerektiginde bu kadar aciz kalmasi
insani uyuz ediyor. eh artik bu macin da uzerine "once stad, tesis, altyapi, sonra yildiz futbolcu gelir,haftaya baskancigim, unutma kaleci getir" demek istiyorum.

uzulmeye alismistik biz zaten ama bu sene cok daha kotu vurdu bu huzun. cunku gecen sene sevinci gorduk. bir cocugun elinden sekerini aldiginizdaki gibi kalakaldik.
6 tane macin hepsinde belki sekeri geri aliriz diye basladik, bir damla gozyasi gozumuzden akmakla akmamak arasinda kaldi mac bittiginde.

nedendir bilmem, zeki muren'in kandil siirini bu postun sonuna uygun gordum.

ay ışığında yola koyuldum
elimde kandil, gözümde mendil
vefa arıyorum, dost arıyorum
şefkat arıyorum, aşk arıyorum

vefa uzaklarda kalan bir his
dost, eski şarkılardan bir iz
şefkatse bardaki sarışın kız
dizlerimde derman, kandilimde yağ bitti

bulamadım gitti...

Sunday, 7 December 2008

Enstruman calabilen kadin sanatcilar #2


Janine Jansen

Saygi duyuyorum. Ayrica bu ablamiza sevgi de duyduk, birden icimiz isindi kendisine.

Saturday, 6 December 2008

ellenmemis denizli-fenerbahce notlari


ilk bes dakika baski yiyoruz
10uncu dakikada denizli pas sov
15 kazimin ortaya yaklastigi an, alex kotu vurdu
caner uzaktan yoklayip duruyor
20 carlos berbat orta, guizaya atmaya calisiyor, niye
alexin basinda devamli biri var,
23 alex carlosa, illa ona attirmaya calisiyorlar serbestten golu
kanatlar calissin, calismiyor
caner! gokhana vuruyor resmen, ilginc
28 alexten sut, kaleyi gormeye kasti, yerden sert. alex anladi baska turlu gol olmayacagini.
ya duran top olur ya da bu mac boyle biter. alex nefes alamiyor bile.
31 caner yine dana gibi giriyor ama hakem gormedi ya da atladi
33 kazimin hareketleri, carlosun pasina abuk sabuk bakisi, sokakta gorsen essek sudan
gelinceye kadar doversin. gulunce problem oluyormus, profesyonel bi durus sergilese eyvallah
36 gokhan inat etti, harcadi.
38 biraz hareketlendik sanki. ama yok
39 duran top alex carlosa sicis. guiza sicis.
40 kazim yalandan oynuyor, yine kostu biraz birakti sonra
sol kanadi hic denemiyoruz, carlosla wederson ordan bastirsa
bikac defa sag tarafi kullandik, kazim gokhan, olmadi#
45 caner kendini atiyor, o kadar bariz ki, ilginc
volkan manyak kurtardi, helal. refleks mukemmel. golu yeseydik mac bitmisti.
kose vuruslari , ivan divandelene dikkat.
ilkyari ozeti volkanin kurtarisi.

devre arasi, ne garip yorumlar. kim yorumcu? oktay?
hoparlorden horoz sesi ne alaka yahu.

47 selcuk gokhani kaciriyor korner, cok guzel
50 ikinci yari daha istekli basladik
alex yine yokladi, paslasmalar guzel. bir isik var, olacak sanki.
54 gokhan yine israr ediyor, yine kaptiriyor, niye yav
55, gol geliyor. gelmedi
58 deivid ve emre, josico ve vederson
60 emre cok guzel vurdu. aldik maci
71 kazim sari, garip
carlos kendi kalesinae atiyordu, volkan bosa cikti.
74 geriye yaslanmayin
76 denizli serbest vurus, tam kalenin karsisi, ne bu simdi ya
caner vurdu, abandi hiyar
alex daha serbest oynuyor artik
onder gokhan degisti bu arada

79 deividin vurusu gol ama vermedi, gormek kolay degil normal
83 hem onder hem guiza cok garip sekilde kornere atiyor topu
baski yiyoruz, cikis yapsak ileri
bitti, 3 puan iyidir.

ozet: volkanin kurtaris, emrenin golu, deivid'in golu

Thursday, 4 December 2008

Gelenler dişli çıktı! Peki kim gidecek?

West Bromwich Albion'u saymazsak Stoke City ve Hull City bu sene geldikleri Premiere League'de diger ekipleri zorlayacaklarini gosterdiler. Hele Hull City'nin ilk on mactaki performansi alkislanacak boyuttaydi. Halen de cok iyi gidiyorlar, teknik direktorunu de gozum cok tuttu. Seneye de bu takimi seyredecek olmamiz beni sevindiriyor.

WBA kendini kurtarabilir mi bilmiyorum ama Stoke ve Hull boyle devam ederse, peki ya kim gidecek?
Sunderland yeni teknik ekibini bulup kendini kurtarabilir mi?
Peki bu sene sonunda Tugay, Turkiye'ye kesin donus yapar mi?

Ne dersiniz?

Alan Michael Sugar



Alan Michael Sugar ismini duyan var midir Turkiye'de bilmem. Aslinda soyle soylersem belki 80lerde cocuk olanlariniz hatirlarsiniz.

AMSTRAD

O zamanlar Amstrad bilgisayari yapan firmanin sahibi oluyor kendisi. Ve bendenizin eski patronu. Yaklasik 3 sene kadar 800 Milyon Sterlin serveti olan ve "Sir" unvani olan bu insan icin calistim Amstrad'da. Amstrad artik eskisi gibi bilgisayar yapmiyor. SKY'a uydu alicisi yapiyor. Alan Michael Sugar gectigimiz sene Amstrad'i SKY'a 125 Milyon Sterline satti. Simdi yine bos durmuyor uzaktan takip ettigim kadariyla. Ingiltere'nin "The Apprentice" programindaki kendine cirak arayan patron olarak da televizyonda izliyoruz kendisini. BBC dort sezondur vazgecmedi, daha da vazgecmeyecek sanirim.

Neyse biz biraz futbola donelim. Alan Michael Sugar 1991 yilinda Tottenham Hotspur'u satin aliyor ve 9 sene boyunca klube baskanlik yapiyor. 9 yil boyunca garip icraatlarda bulunuyor ve sonunda klubu satiyor. Halen bir miktar hissesi var diye duydum gerci.

Adam tam bir isadami. Klubu de bir sirket gibi yonetmeye calismis zamaninda, o yuzden taraftarlarla arasi acilmis. Adamin nasil bir karaktere sahip oldugunu bildigimden sunu rahatlikla soyleyebilirim. Taraftar adamin umurunda falan olmamistir butun bu klup patronlugu esnasinda.

Klube sansasyonel birkac transfer yapmis zamaninda, Klinsmann bunlarin basinda geliyor ama 9 yil icinde sadece bir kupa kazanabilmis Spurs.

Butun bu bilginin ve Amstrad'da calismanin ne faydasi oldu derseniz. Soyle soyleyeyim,
White Hart Lane'de Amstrad'a ayrilmis bir executive box var. Halen de var sanirim. 8 kisilik bu mekana sirket calisanlari girebiliyor. Bize de birkac mac seyretme sansi dogmustu bu sayede. Taraftarin arasinda seyretmeyi tercih ederdim maclari ama orasi da fena sayilmazdi.

Bilmem bu yuzden midir ama Tottenham'a yakinligim vardir her zaman. Bu sene bahtim hem Fener'den hem Tottenham'dan yana kara cikti ama umidimi henuz yitirmedim.

Tottenham'la ilgili daha da yazacagim. Bu post eski patrona, yolu acik olsun.

Wednesday, 3 December 2008

Monday, 1 December 2008

Allegria do Povo


Daha once okudugum kitaptan birkac alinti yapacagimdan bahsetmistim.

Iste ilki: Garrincha.

Kitabin "Sex" basligi altinda tanitilan Brezilya'nin kimilerine gore en buyuk futbolcusu.
1958 ve 1962 Dunya Kupasi maclarinda Pele ile birlikte oynadiklari hicbir maci kaybetmemis Brezilya.
Yay bacakli, tembel, hicbirsey umurunda olmayan bir adam.
Calistigi tekstil fabrikasindan tembellik ettigi icin kovulmus, ama patron onu futbol oynarken gorup sirketin Club Pau Grande takiminda oynatmaya karar vermis.
Futbol da aslinda pek umurunda degilmis, 1950 Dunya Kupasini seyretmek yerine balik tutmaya gidermis. Umurunda oldugu en onemli sey kadinlar.
18 yasinda evlenmis, 8 kiz cocugu olmus bu evlilikten. Erkegi bulana kadar denemeye devam etmis zannimca. Rio'da bir baska kadindan iki cocugu daha olmus. Sonra Isvec'te bir kadindan bir cocugu daha. Botafogo takiminin baskan yardimcisinin kiz arkadasiyla isi pisirmis bir aralar. Daha sonra da samba sarkicisi Elza Soares icin karisini terketmis. Sonra da evlenmis bu ablamizla. Tam 15 sene evli kalip Elza Soares'ten de bir cocuk sahibi olduktan sonra ondan da ayrilip bir baskasiyla evlenmis. Oradan da bir cocuk.
Sonra heralde o kadar cocuk, o kadar kadin, derken depresyon ve icki komalari. 1983 yilinda 49 yasinda hayata veda etmis.

Garrincha'nin bilinen ozellikleri bunlar, iddia edilen ve kizlarinin dava acmalariyla sonuclanan bir ozelligi daha varmis. Bunu direk kitaptan aktaralim.

"In 2001, the great womaniser's penis became the subject of a heated courtroom debate. A biography, The Solitary Star by Ruy Castro, had contended that Garrincha's manhood was 25 centimetres (9.8 inches) long and that he was a great lover"

Fazla soze gerek yok...

Sunday, 30 November 2008

Yoneticilere Notlar#1: Nasil Şike Yapılır?

-Şike ve teşvik primi sezonu ligin bitmesine son iki ayda başlar, ilk günler biraz sessiz sakin geçer ama bu sessizlik hem yöneticiler hem de futbolcular için ön hazırlık zamanıdır.

-Yöneticinin ilk yapacağı fikstürü değerlendirmek. Gorundugu kadar kolay is degil. Once kendi fiksturune bakacaksin, deplasmanlarda kiminle oynuyorsun, yenebilecegin takimlar mi bunlar. Degilse ya da emin olamiyorsan o zaman o takimlarin fiksturune, ligdeki durumuna, mali durumuna bakman lazim.

- Aslinda şikeyi de ikiye ayirmakta fayda var. Komple bir takimin şike yapmasi ve bir veya birkac futbolcunun şike yapmasi. Mali durum incelemesi de bu asamada onem kazaniyor biraz, eger birkac kilit oyuncuyu satin almak mumkunse o zaman isi daha ucuza kapatmak mumkun. Bir yonetici olarak diger maclari da dusunerek tasarruflu hareket etmen lazim. Unutma, ne kadar cok şike yapabilirsen o kadar cok puan alabilirsin.

- Sakin ucuza kacma. Tasarruf etmek lazim dediysek, sana puan getirmeyecek oyuncu ya da takimi satin al, ucuza kapat isi demedik heralde. Kafayi calistir, en uygun oyunculari sec.
Kaleciler cok uygun ama cok dikkat cekerler, dikkatli olman lazim. Bence en az dikkat cekecek olan defans oyuncularidir, kirmizi kart gormeleri, adam kacirmalari, yalandan pres yapmalari daha az goze batar. Ayrica genele vuracak olursak onlar takimin diger oyuncularindan daha az para kazanirlar, o yuzden mali acidan paraya ihtiyac duymalari olagandir. Ben olsam parami onlara yatiririm. Tesvik priminde ise forvet oyunculari ile atacaklari gol/gol pasi anlasmasi yapabilirsin.

-Herzaman yedekte bir planin olsun. Bu, sana ve takimina gelecek puani garantiler. Bir oyuncu satin almaktansa en az iki hatta uc oyuncuyla anlasmayi dene.

-Yeteri kadar para harcayabilirim, oyuncularla ugrasmam komple takimi satin alirim dersen o zaman tabi durum biraz daha farkli. Senin hangi futbolcuya para vermeyi dusunmene gerek kalmaz, butun bunlari yoneticiler seviyesinde halledeceksin.

-Diyelim takimi veya futbolculari az cok belirledin. Iste asil is bundan sonra basliyor. Gorusmeleri asla kendin yapma. Bu isler icin once malzemeci, antrenor yardimcisi, masor, yonetici asistani gibi goze batmayan ama baska takimlarla iliski icerisinde olabilenlerden yardim alman lazim. Boylece ilerde eger şike iddialari cikarsa, "kesinlikle hicbir yonetici ile gorusmedik" ya da "x takiminin yoneticisi ile ne gorustum ne konustum" gibi aciklamalar yapmak kolaylasir. Ayrica diger yoneticilerle gorusmedigin telefon kayitlarinda da gozukur.

-Hem kendi takiminin oyunculari ile hem de baska takimin oyunculari ile tamamen profesyonel anlayis disi iliskiler gelistir. Abi kardes iliskisi kur. Oyuncularin amca ogluna, teyze kizina is ayarlama gibi minnet duygusu olusturan iliskilerle onlari kendine bagla. Bu sana ileride bir sekilde geri donecektir. Unutma, bu oyuncular baska takimlara gittiginde senin icin şike yapabilecek en uygun oyuncular olacaktir.

-Herzaman nakit para ile calis. Bankalar arasi transfer, takimin sahip oldugu evlerden birisinin tapusunun şike icin kullanilmasi gibi salakca hatalar yapma. Butun olanlarin gizli olmasi gerektigini unutma.

-Şikenin finansmanini kayitdisi kaynaklardan bulmaya calis. Muteahhit bir taraftarin klube hibe ettigi parayi kullanabilirsin.

-Şike yapilan maclardan sonra dikkatleri baska yone cekmek icin hemen sert aciklamalarda bulun. Karsi takim yoneticilerine ya da futbolcularina yuklen hatta aciklamalarina biraz hakaret serpistir. Tabi iliskileri zedelememek adina daha sonra diger takimin yoneticilerineya da oyuncularina mesaj gondermeyi unutma. Gelecekte yine calisacaksiniz ne de olsa.

Saturday, 29 November 2008

1988-2008






1. Toni Schumacher
2. Ismail Kartal
3. Senol Ustaomer
4. Nezihi Tosuncuk
5. Mujdat yetkiner
6. Turan sofuoglu
7. Hakan tecimer
8. Ridvan dilmen
9. Hasan vezir
10. Oguz cetin
11. Aykut kocaman


1. Rade Zalad,
2. Riza calimbay
3. Kadir Akbulut
4. Recep Cetin
5. Gokhan Keskin
6. Ulvi Guveneroglu
7. Sifo Mehmet
8. Zeki Onatli
9. Ali Gultiken
10. Metin Tekin
11. Feyyaz Ucar


Fenerbahce dogru bir kadro Besiktas yanlis bir kadroyla basladi maca. On libero sayisini ikilememek belki de Fenerbahce'nin yapacagi en iyi hareketti ve bunu Aragones sahaya cikardigi onbirle gosterdi. Mustafa Denizli'in ise Bobo ve Holosko'yu ilk onbirde sahaya cikarmamasi garip geldi bana. Fenerbahce'nin Avrupa ve Turkiye liginde gosterdigi ustun performanstan urkmus olmali(!).
Rustu'nun yan toplardaki basarisizligi ve Selcuk'un yan toplardaki boy/vurus ustunlugu, bilinen seyler. Buna Besiktas, mac oncesi ne kalecisini uyararak ne de yan toplarda ekstra onlem alarak cevap verdi. Ilk gol cok bariz bir defans ve kaleci hatasiydi. Bunu kenara yazalim.
Golun bu kadar cabuk gelecegini tahmin etmiyordum, Besiktas orta sahasi ve ileri ucu cok da kotu baslamamisti maca, Serdar, Delgado ve Nobre hizli paslarla Fener savinmasini delmeye calistilar ama Selcuk bu sefer iyi gunundeydi, Edu ve Lugano ile iyi anlasti. Carlos ile Gokhan da hem ileri ucta heraketliydiler hem de savunmada guven verdiler.

Besiktas'in golune gelecek olursak, uzunca anlatilamayacak kadar hizli ve bence bir o kadar da guzel bir atak ve gol oldu, Rustu'nun vurusunda Delgado vurmaya calisti ya da birakti ama top gidebilecegi en guzel yere gitti ve Ekrem cok guzel bir pasla ceza sahasi icerisinde, eski takimi, yeni takimi, Avrupa takimi, Anadolu takimi tanimayan ve yer tutusu ve son vuruslari ile Turkiye'ye gelmis en verimli golculerden birisi olan Nobre'nin basit ve bir o kadar da duzgun vurusuyla esitlik saglandi.

Mac basladiktan sonra Besiktas defansinin bir sekilde Guiza'yi kaciracaklarini dusunuyordum ve topun yerden sekmesiyle Volkan belki hayatinin en guzel gol pasini vermis oldu. Guiza vurusu yapmadan once dusunecek,tasinacak, vazgececek, yeniden dusunecek, tasinacak kadar vakit buldu topa vurmak icin ve Rustu'yu cok akillica avladi. Daha onceki maclardaki gibi kalecinin uzerine giden sert bir vurus yapmadigi icin sukur demek lazim.

Sonrasi icin ise macin daha da guzel gececegi ve daha fazla gol olacagini dusunurken, Bunyamin Gezer bana gore gereksiz yere Cisse'ye ikinci sariyi gosterdi. Bu dakikadan Mustafa Denizli'nin Holosko'yu alip defanstan Zapo'yu cikarana kadar cok durgun bir mac oldu ama Fenerbahce'nin bu maci almasi icin kesinlikle iki farki yakalamasi ve rahatlamasi gerekiyordu. Besiktas on kisi olmasina ragmen macin sonucu ne olur tahmin etmek imkansizdi bence. Holosko girince Besiktas iyice gevsedi, hem Fenerbahce dortlusunu gecemediler hem de geride daha fazla pas hatasi yapip Fenerbahce'ye harcamasi icin cokca firsat verdiler. Yine de son duduk calana kadar 3 puan yazamadim hesap listeme.

Zevkli ve cekismeli macti, Cisse atilmasaydi cok daha gollu bir mac olurdu. Aragones'in kurdugu takimi ve oyuncu degisikliklerini begendim, uzun zamandir ilk kez maca mudahale ettigini, uzun zamandir ilk kez bir gole sevindigini, bir digerine uzuldugunu, duygusal bir tepki verebildigini gordum. Sevindim.

Not: Yirmi sene onceki kadrolar efsane isimlerle dolu, simdi olsalardi ne yaparlardi acaba.

Thursday, 27 November 2008

Toplar

ortaokul duzeyinde ingilizceniz varsa bir zamanlar okuldayken size ogretilen ingilizce kalimelerden ilk yuz tanesinin icinde mutlaka ball (top), oldugunu hatirlarsiniz.

hatirlamiyorsaniz, unuttuysaniz, ya da pek umurunuzda degilse o zaman simdi ogrenmis oldunuz. ogrendiginiz bu kelimeyi bir baska anlamda da kullanmak mumkun ingilizce'de.
toplar ayni zamanda amiyane tabiriyle tasak anlamina da geliyor. konuyla ve postla ne alakasi var, geliyorum.

gecenlerde kitapcinin birinde bir kitap buldum, kitabin ismi "balls" yani "toplar", dolayisiyla kitabin konusu futbol, futbolcular, yedikleri haltlar, hakemler vs uzerine.
kitabin kapagi yukarida gordugunuz kapak.

guzel kapak, tekmenin nereye gittiginden tam emin olamadim yalniz, eger Beckham'in toplarina gidiyorsa, kitap icin cok uygun olmus. kapak ayni zamanda kitabi da cok guzel tanimliyor.

toplara gelen bir tekme kadar etkili icerige sahip.

oradan birkac alinti yapacagim yakin zamanda, simdiden isitayim ortami dedim.

gecen bir gun daha

sabah kalkis, mekan cambridge, ev buz gibi yine, dus alma, giyinme, saat zaten 9 olmus. en gec saat 10da iste olmak lazim.
araba hatun kiside, ise yine motorla gidilecek, bostan catlatan soguklar baslamis, yerler hergun islak, dikkat etmek lazim.
evden cikmadan once kahvalti, boktan corn flakes, en hizlisi hazirlanan o.
motor kiyafetlerinin giyilmesi, en az on dakika. gobek buyuyor, yakinda pantolona sigmayacagiz.
kiyafetler ve kaskla iyice robot moduna burunus, motoru isitma, garaji kilitle, evin kilidi yok, kapiyi cek cik.
yol 25 dakika, sehir icine girmeden git, trafik var, aralardan gecilir ama isiklarda cok zaman kaybedilir,
sen beni dinle otobana bas. kadranda doksan mil/saat gor, yerler islak aman dikkat.
otobandan cik, isyerine ulas, saat 10, guzel. simdi soyunma fasli, neyse ki giyinmekten daha kisa.
takim taklavati cantaya tik, gir isyerine otur bilgisayarinin basina. gunaydin falan filan, once bir maillere bakis at.
sabah klasigi ntvmsnbc, isyerinde acilabilen en az got gobek gosteren site o sonucta, oku biraz, ne olmus memlekette. biz uyurken deprem, afet var mi? yok, iyi.
is guc baslamadan bi kahve doldur kendine, yoksa uyuyakalacaksin.
is guc baslasin, ogle arasi, yemek yemek lazim. ingiliz milletine uydurdun mideyi, memlekette ne guzel guzelim kebap, uc kap sicak yemek varken burda skindirik soguk sandvice aban.
tavuk, mayo salata.
ogleden sonra, bayik gecen bir gun daha, uc bes is muhabbeti, o da olursa, olmazsa daha guzel, ne konusacaksin yoksa elin ingiliziyle.
bi saat gec gelmissin, aksam alti bucuga kadar durmak lazim. son yarim saatte dakikalari say. altibucuk oh, yuru, anca gidersin.
giyinme fasli yine, hava beste kararmis zaten. cok soguksa sehir icinden git bu sefer, otoban kasar.
yediyi biraz gece evdesin, hatun kisi, yemekle ugrasir, sen bilgisayar acarsin, sanki butun gun baska bisey yapmis gibi.
haberler, bloglar, yazma istegi, okuma istegi, youtube biraz. yemek yenir,
haftaici, sampiyonlar ligi yoksa mac da yok, tv'de baska bisey var mi? var, otur izle o zaman.
saat on olmus, kendini tv karsisindan kaldirabilirsen, yeniden bilgisayar basina oturtursun belki.
yine biraz oku, bu sefer yaz da.
oniki, uyku bastirir, biraz kitap oku, tercihen bilgisayar, futbol ya da polisiye. iyice uykun gelsin. geldi. yat zibar, yarin aynisindan bi daha yapacaksin.

Wednesday, 26 November 2008

Enstruman calabilen kadin sanatcilar #1

Tine Thing Helseth

Muzisyen olmak ayri guzel, enstruman calabilmek ayri. Saygi duyuyorum.

Taraftardan Volkan'a


Bugun once ntvmsnbc'de sonra da antu.com'da gordum taraftarin tepkisini. Aylardir, yillardir bekledigim bir tepkiydi ne yalan soyleyeyim. Antu'da editorun yazdigi yazi, taraftarin hep destek tam destek bagini Volkan'dan kopardigini gosteriyor.
Taraftar psikolojisini anlamak zor degil, sana kelek yapani yuhala, benim gol atmam onemli degil onemli olan Fenerbahce diyebilecek kadar kurnaz olani bagrina bas.
Yaptigi abuk sabuk, anlamsiz ve bazen ahlaksiz hareketlerde arka cik.
Volkan'a yapilan da buydu bence senelerdir. Taraftarin tepkisinin yonetimin ilgisini cekmesi umuduyla.

Tuesday, 25 November 2008

smirnoff ile fener ayni bardakta

Ancak portakal suyu ve Smirnoff vodka ile izleyebildim maci. Alkol bunyeye bu kadar etki etmese, ah keske soyle yapsaydik soyle oynasaydik derdim ama simdi icimden gelmiyor. Neseli birseyler izlemek, dinlemek, duymak istiyorum. En iyisi biraz torrent'e abanmak, bir de youtube var sagolsun.
kederdeyim dostlar ama geri gelecegim.

Quaresma'ya 1, Porto'ya 2

Sampiyonlar Ligi baslamak uzereyken Porto ile ilgili geyikler donup duruyordu, bircok yerde gecen bahsi hatirlarsiniz.
Efendim Porto'nun Fener'e en buyuk kiyagi oldu bu, Porto futbolcusu Quaresme'yi verdi Inter'e Fener'e gun dogdu.
O zaman ben de vay be, iyi olmus demistim kendi kendime, sonra lige ve ardindan Sampiyonlar Ligine basladik.
Sonuclar malum, sonuclardan ote, ortaya konan futbol daha da malum. Simdi oturmus dusunuyorum, isyerinde
etrafimda futbolun dogdugu ulkenin insanlarina da caktirmadan kendi dilimde yaziyorum, gecen sene oynadigimiz maclar geliyor aklima.
Kimlere karsi oynadik gecen sene, Inter, Sevilla, Chelsea. Kimler vardi o takimlarda, hangi dunya yildizlari , ve biz Avrupa'da soz sahibi olamamis bir takimdik.
Ama hic bas egmedik, hic umidimizi yitirmedik oynarken. Hangi motivasyonla oynadi futbolcular hicbir fikrim yok ama gecen sene inanilmazdi.
Bu sene "Fenerbahce'de gulunce problem oluyor" diye aciklama yapan Kazim, gecen sene Chelsea macinda attigi golden sonra "Hocamiz devre arasinda, karsi takim futbolcularinin sizden bir farki yok cikin oyununuzu oynayin" diye aciklama yapiyordu. Yine dusunuyorum, Zico'nun futbolcusuna soyledigi bu cumleyi. Belki cok klasik bir motivasyon cumlesi olabilir ama eninda sonunda
sahaya inenlerin hepsi insan. Yoksa Lugano'nun gecen sene Drogba'yi tutabilecegine inanir miydiniz? Ama tuttu.

Ilk macimizda Porto'ya yenildigimizde, grubun en zayif takimi oldugunu dusunuyordum, halen de ayni seyi dusunuyorum.
Eger gaz ve toz bulutu evrenin olusumundaki etkisini bizim uzerimizde de gosterirse, o zaman bugun Fenerbahce, Porto'lu futbolculara, mac sonunda Carlos'un formasini almanin verdigi sevincten baska birsey yasatmayacaktir.

[edit]: baska sevincler de yasattik adamlara, canimiz sagolsun...

Monday, 24 November 2008

Wenger vs Aragones

Ingiltere ligi de bizdekine benzer bir hafta gecirdi. Cokca beraberlik, hickimseye yaramayan bir hafta. En zararli cikan Arsenal, en karli ise Tottenham. Arsenal kendini ilk dordun disinda, Tottenham ise son ucun disinda buldu. Arsen Wenger ile Aragones'in arasinda on yas fark var ama takimlarinin liglerindeki durumunda pek bi farklilik yok.

Buyuk takim ve profesyonel yonetim tanimlamalari herzaman yazilara konu edilir, bakalim sezon sonuna kadar bu iki takimin idari yonetimi, teknik yonetimi konusunda nasil kararlar verecek.

12 yildir Arsenal'in basinda olan Wenger'in Ingiltere futboluna kazandirdigi genc yeteneklerin muruvvetini gormeden biryere gidecegini sanmam. Aragones ise Fenerbahce'yi sampiyon yapsa da yapmasa da sozlesmesi bitince (ki umit ediyorum sozlesmesini tamamlayabilir) emekli olacak. Turk futboluna kazandirdigi en buyuk genc yetenek de Gurhan olacak, olabilirse.

Saturday, 22 November 2008

Bir puan kazandik!

Biraz once antu'dan okudum Aragones "Bir puan kazandik" demis. Mustafa Denizli'nin Fenerbahce'nin basindayken bir demeci vardi. Sampiyon olmamiz icin 73-74 puan civarinda puan toplamamiz lazim gibi birsey soylemisti. O zamanlar Istanbul'da calisiyordum, kendi kendime not tutmaya baslamistim, tamam bu hafta aldik 3 puan, kaldi bilmem kac puan, vs. Olayin eninde sonunda temel matematikte kilitlenecegi kesin, rakiplerinizden alsaniz verseniz bile toplamda uc asagi bes yukari Mustafa Denizli'nin cikardigi puan gibi bir alt siniriniz var.

Bugun bir puan kazandik ama 22 hafta kaldi ve bizim sadece 20 puanimiz var. Kalan maclarda en az 53-54 puan almak demek icerideki her maci kazansaniz bile disarida da bircok deplasman macini kazanmaniz demek. Bunlar herkesin bildigi seyler aslinda yazmanin cizmenin anlami yok, anlamli olan tek sey Fenerbahce'nin mantalitesinin tamamen degismesi gerektigi.
Fenerbahce Anadolu deplasmanlarina 1 puan kapmaya giden bir takim olacaksa sundan eminim ki cogu zaman alamadan donecektir.

Bakalim haftaya Mustafa Denizli'den 3 puani alabilecek miyiz?

Gelsin caylar, bitsin mac...


Uzun aradan sonra ilk kez bastan sona mac seyretme firsati bulabildim bugun. Gecen haftaki Fenerbahce-Ankaraspor macinin ilk yarim saatini izleyememistim. Digiturk WebTV sagolsun, web sitesine giris yapip aylik abonelik satin alana kadar yarim saat gecti. Web sitesinin ozellikle mac gunleri kagni hizinda calistigini anlamislar heralde ki maci direk izleyebilmek icin ayri bir web sitesi uzerinden giris saglamislar. izle.digiturkwebtv.com adresine hic oyle insanin sinirlerini hani su kolilerden cikan kopukleri birbirine surtunce cikan ses gibi bozan flash animasyon falan koymamislar, kullanici adi ve sifre soran bir ekran cikiyor karsiniza. Ama problem su ki, eger daha once maci ya da aboneligi satin almadiysaniz bi anlami olmuyor o sitenin de. Gidip asil sayfadan almak gerekiyor. Nitekim oyle oldu gecen hafta ve Carlos'un golunu goremedim dolayisiyla.
Neyse efendim, gecen hafta geride kaldi, aldik maci, hersey guzel, daha ne olsun.

Bu hafta gunduz maci olacakmis onu da bu sabah bakinca ogrendim. Mekan Ingiltere, saat farki 2. Yani orda neyse, cikar iki saat, iste saat burda oyle. Neyse, sabah internet sefasi, haberleri okuyus, bloglara biraz goz atis, sonra saat 1 oldu basladik maca. Mac boyunca guzel olan tek sey sabah kahvaltisinda demlenen caydan fazladan birkac bardak daha icmem oldu heralde.

Ben en son biraktigimda ve uzun bir sure seyredemedigim zamanda Fenerbahce ardarda guzel maclar cikardi. Benim sansima midir bilmiyorum ama bu mac benim en son biraktigim maclar gibiydi. 60inci dakikada Aragones Selcuk'u cikarip yerine Kazim'i aldiginda. Tamam iste dedim, budur. Cok ahim sahim olmayacakti belki ama Kazim saga, Deivid Guiza'nin gerisine. Dedim simdi aliriz maci. Kurt teknik adam Ankaragucu'nu 60 dakika yorduktan sonra simdi hamlesini yapti dedim. Biraz hareket geldi maca gercekten, ve hatta Deivid kaleyi bulamayan ama oyuna hareket getiren bir sut atti. Hemen ardindan bir oyuncu degisikligi daha, bu sefer kenarda Maldonado var. Aklimdan geciriyorum, Josico yorulmus olmali, onu cikaracak diye. Ama Deivid cikti oyundan. Ayni dizilise geri donduk. Ayni dizilis, ayni hareketsizlik, ayni sıkıcı paslasmalar, ayni bir turlu Guiza'yi bulamayan toplar...

Maci bitirdik. Cay da bitmisti zaten.

Thursday, 13 November 2008

Internet olmadan olmuyormus

Sonunda Virgin Media'nin internet hizmetine kavusabildik. Okuyacak bir suru blog var, hemen baslamak lazim...

Friday, 24 October 2008

Okuma! Yazma! Konuşma! Düşünme! E öl be!

Bir sansür daha gelmiş memleketime, tam da Nuri Bilge Ceylan'ın Üç Maymun'u gösterime girdiği gün. Yeni bir nesil yetiştiriyoruz, okumayan, yazmayan, konuşmayan, düşünmeyen. Bu nesil seni 20 sene sonra nasıl temsil edecek herşeyi konuşan ve her konuda fikri olan adamın yanında?
Ne söylense boş, küfür etmek lazım, en içlisinden, en yürekten gelen haliyle.

Ama uzaktan da olmaz ki yüzyüze olmak lazım değil mi?

Tuesday, 21 October 2008

Doğru zamanda yanlış hareket!


Hafızam hiçbir zaman iyi olmadı ama geçtiğimiz Avrupa Şampiyonasından bir olayı hiç unutmadım. Hangi maçtı sormayın, belki hatırlayan çıkar. Nasıl kazandığımızı bir türlü anlayamadığımız öbür maçlardan biri işte. Rakip kaleye bastırıyoruz ve kaçınılmaz olarak kontratak ile savunmasız yakalanıyoruz. Rakip geliyor, ben diyeyim 5 kişi siz deyin 10 kişi, tam orta sahayı geçtikleri sırada Uğur Boral çıkıyor sahneye ve en doğru zamanda ve en doğru olan yerde, yanlış hareketi yapıyor.
Faul. Fırtına geçip gidiyor, Uğur'a sarı kart çıkıyor. Olayı kimsenin hatırladığını sanmıyorum ama o maçta gördüğüm en akıllıca işti. İşte bu yüzden seviyorum Uğur Boral'ı.

Monday, 20 October 2008

Futbol sadece futbol değil ki


Söz taşınmaktan açılmışken devam edeyim. Şimdilerde koli ve koli bandı ile meşgul olmaktayız. Bu kısımlar her evin taşınma hali aslında. Farklı olan kamyonet olacak bir miktar. İngilizin memleketinde kendiniz gidip kamyonet kiralayıp eşyanızı taşıyabilirsiniz. Biz de öyle yapacağız bakalım. Kamyonetin içini nasıl değerlendirmek lazım diye oturup düşünmeye başladık bile. Neyi nereye koyarsak en verimli ve en zararsız taşınmayı gerçekleştirmiş oluruz. Akıl oyunu bir anlamda. Dönüp dolanıp bu kelimeye getirmeye çalışıyordum bu taşınma zırvalığını.

Akıl.

Akıllı adamı kolayca anlarsınız. Mantık yürüteni, en doğruyu bulmaya çalışanı uzaktan sezmek kolaydır. Problem çözen adamdır onlar. Genelde mühendis olurlar. Fazla para kazanamaz, problemi çözemeyen zenginlerin daha da zengin olmasına yardım ederler.
Benim kralım bu adamlardır, aklını kullanan adama saygım inanılmaz. Hele bu adamların yeşil sahaya inmişini seyretmek kadar güzeli var mıdır? En güzel golü atmaları gerekmez, en çok parayı da almaları gerekmez ama diğerleri fısıltıyla konuşurken onlar sahada şarkı söylerler.
Onu duyan diğerleri de başlarlar ıslıkla eşlik etmeye, sonra bir bakmışsınız 11 kişi koro olmuş döktürüyor.

Yarın akşam Alex şarkısına başlasın istiyorum, önce Semih katılsın ona, sonra Guiza, sonra Uğur, ve sonra herkes.

Sekerse post olur, sekmiyor!

Yine uzun zaman oldu yazmayalı. Sebep tabi ki ben ve yine tembellik. Buraya mac izledikçe yazıyorum ve aslında mazeretim de bu sıralar pek fazla maç izleyememek. Fenerbahçe'nin son iki maçını da seyretmedim. Biraz hevesim kırılmıştı. İstedim ama seyretmedim. Digitürk webtv aboneliğimin bitmesinin de bunda etkisi var aslında. Önümüzdeki hafta yine tası tarağı yüklenip taşınacağız ve bu benim aboneliği uzatma isteğimi de kırıyor. İnternet bağlantım en az 2-3 hafta olmayacak ve ben bu süre için boşu boşuna LigTV'ye para bayılmak istemiyorum.
Maçları seyredemesem de golleri izledim bu arada. Maçlardaki takımın oyunu hakkında hiçbir fikrim yok neredeyse ve hiçbir spor programını da izlemedim. Zaten izleyemiyorum o ayrı. Bir tek Rıdvan'ın yazısını okudum Kocaeli maçından sonra. Bir de tabi güzel blogları okuyorum, blog ahalisi forumlardan ve çoğu spor yazarından daha fazla sevdiriyor kendini. Sağolsunlar.

Tuesday, 30 September 2008

No Way Out!

Kadro yine korkan bir kadro ama hadi hayirlisi! Mactan sonra burdayim!

Geldim ve gordum ki biraktigimiz gibi aldik. ne diyelim onumuzdeki maclara bakacagiz!

Sunday, 28 September 2008

Futbolun guzelligi #1

Alex Gaudino'ya muzik icin tesekkur ederiz. Bu muzik pek tarzim degil, beni ilgilendiren sadece futbol, iki gozum onume aksin ki oyle!

Soz Sivas'a gelince!


Ne zaman Sivas dense benim aklima ilk once kangal gelir. Ne guzel hayvandir. Gorevinin bilincinde olan her mahlukat gibi magrur ve sakin. Gerektiginde de alabildigine vahsi.

Fenerbahce ve Sivas macini seyredemedim. Sadece golleri seyrettim, o yuzden yazacak fazla birseyim yok. Ama istatistiklerin eninde sonunda gercegi yansittigina inanirim. Bu sene deplasmanda ucte uc yaparak degisik bir yuzde yakalamaya dogru gidiyor Fenerbahce.

Bir isik gormek istiyorum, yanima Sivas Kangal alip dolasinca hissedebilecegim guven duygusunu istiyorum. Giden puan olsun, futbolcu olsun ne yazar, sadece su guven olsun yeter.

Tuesday, 23 September 2008

araba var mi? galiba yok!

Bundan 7 sene once calisma hayatina ilk atildigim zamanlarda hicbir zaman bur araba alabilecek kadar param olmayacagini dusunurdum. O zaman nasil calisiyormus bu kafa hic hatirlamiyorum. Universiteden yeni cikmis ve 7 ay is aramis olmak ve sonra da tamam ulan su ise bi baslayalim bakalim gerisi gelir diyerek tum kariyer ivir ziviri baslatmak da o zamanki kafa yapisinin urunuydu aslinda. O hayal gucu ve kazancla ve bir de Turkiye'deki araba fiyatlarinin nasil abuk degerlere ulastigini gorunce sanirim bu araba sahibi olamama kanisina kapildim. Ve bu dusuncenin yaklasik 5 sene sonrasinda ilk arabami aldim. Hem de sagdan direksiyonlu:)
Bundan yaklasik iki sene onceydi. Ingiltere'ye gelisimin uzerinden yaklasik bir sene gecmis, elimiz para gormus, bir de bu Ingilizler'in bizdeki gibi araba vergisi acligi yok, ikinci el araba sudan ucuz. Ben de bir Nissan Micra sahibi olup ciktim. Mavi, 2 kapili ve tam tamina 998cc. 1 litre bile degil yani. O zamanlar 1500 sterlin'e almistim bu arabayi, sterlin'in YTL degerinin 2.5-2.6 oldugu zamanlar. Hesap edin artik kaca gelmis diye. 14bin mil yapmisken almistim, bugun bi daha bakayim dedim kadrana, tam 30bin mil. Ingiliz ecnebisi km yerine mil kullaniyor, bi zahmet cevirin km'ye, yormayin beni.
Iki senede bir kez bile yolda birakmadi, tahtaya vurmak lazim, vurdum hatta hemen. En buyuk masrafini da gecenlerde cikardi, on cami catlamisti kisin ortasinda. Hic aldiris etmedim, ufak bir catlakti zaten, zamanla azicik buyudu ama bana kalsa omur boyu kullanirim oyle. Ingilizlere gore problem oldu tabi. Her sene arabanizi kontrol ettirmeniz gerekiyor. Belli testlerden geciyor, Turkiye'de de emisyon testi falan vardi sanirim, ayrinti bilmem Turkiye'de hic arabam olmadi:)
Neyse efendim iste bu cam bana 150 sterlin'e maloldu, o catlagin sebebi de buyuk ihtimalle yine benim tabi. Arabayi virajlarda oyle guzel savuruyor, yagmurlu havalarda tekerleri oyle guzel kaydirarak donuyorum ki, on cam artik dayanamadi bu tempoya.
Niye yazdim bu kadar seyi bir araba icin, heralde saygi gostermek icin bana iki senedir katlanan arabaya. Biraz dinlendirmek lazim sanirim kendisini, ve bunun icin belki dogru kisi ben degilim. O yuzden benden onceki sahibi gibi yasli bir insan mi kullansa artik onu diye dusunuyorum. Ben ne yapacagim? Ben zaten Micra'ya iki tekerli bir mahlukatla ihanet etmeye basladim son birkac aydir ama havalar beni yine mavi arabamin icine hapsetti. Malum, yagmur var hep, bir de bulutlu bir gokyuzu.
Turkiye'den okuyan varsa, aman kiymetini bilsin memleketin. Tamam kolay degil araba almak orada ama cami acinca da soyle kavuran bir hava carpsa yuzume fena mi olurdu yahu.

Sunday, 21 September 2008

FB 1 : Gencler 0

Bu macin skoru bana gore boyle aslinda. Guiza ve Kazim'in attigi gollere bisey demiyorum tabi, her ikisinde de paslar ve son vuruslar cok guzeldi ama bu aksamki maci bitiren iki olay vardi. Ilki Alex'in attigi gol ve digeri de Gencler'in 10 kisi kalmasi. Yine ilk kirk dakika hicbir zevk almadan maci seyrettigimi soylemeliyim. Gol gelmeden sadece bir dakika oncesinde kipirdadi takim bence, ve ilk yarinin sonuna kadar da bu surdu. Ikinci yari El Saka'nin atilmasina kadar da hic zevk verir halde degildi. O cikinca hersey gulluk gulistanlik oldu. Geride kalan haftalara bakinca su sonuca ulasiliyor ve bu durum da hic insanin yuzunu guldurmuyor.
1. Fenerbahce disarda mac kazanamiyor.
2. Fenerbahce icerideki maclari karsi takim eksik duruma dustugunde kazanabiliyor.
3. Fenerbahce kolay gol atamiyor.
Sadece sonuclara bakinca bu cikiyor ortaya, 4 haftadaki durum bu yani.
Asiri derecede kontrol manyagi olmus takim, top karsi takima gecmesin bizde kalsin, o yuzden kendi aralarinda oynuyorlar, ileri cikmak icin resmen davetiye bekliyorlar sanki. Sonuc? Pas yuzdesi inanilmaz, top kaybi yok denecek kadar az. Eee, gol pozisyonu yok dogru duzgun. Isimlere takilmis degilim, mantaliteye takilmis durumdayim. 14M euro verip gayet de becerikli ve inanilmaz istekli bir adam getirip sonra onu sadece uzun topla beslemeye calismak cok mantiksiz.

Once kaybetmemek ve sonra kazanmak amac, ama bu amac Anadolu takiminin amaci. kontratak ve hizli bir adam ile defansi delip gecme taktigi. Arsenal'de denersin bu taktigi ama Gencler icin amac sadece gol olmali. Uzun topla Guiza'yi beslemek yerine, iki forvet ve yanlarda cok daha fazla ileri cikan Ugur ve Kazim/Burak ikilisiyle oynamali Fenerbahce. Alex ve Emre paslari ile adamlari kacirmali, Maldonado/Josico/Selcuk bu maclarda kenarda oturmali. Gol yer misin peki? Yersin tabi ama buyuk ihtimalle attigindan daha azini yersin. Daha cok yersen de artik cikar basin toplantisinda, biz burada guzel futbol seyrettirmek icin mucadele ediyoruz dersin, valla yenildik ama guzeldi gercekten der otururuz.

Benim istegim budur, gun gelir istekler degisir mi bilmem ama bir onceki yazimdaki Fenerbahce maclarinin kisaltilmasi onerim halen gecerli malesef.

Thursday, 18 September 2008

Fenerbahçe maçlarını kısaltsınlar!


Kısaltsınlar evet, bu sezon Fenerbahçe maçları daha kısa sürsün. Dün gece bu kadar sıkıcı bir maçı ne kadar zamandır seyretmediğimi düşünüp durdum tam doksan dakika boyunca. Hadi 90 demeyelim de 85-86 dakika diyelim. Tüm spor yazarlarından cümle blog yazarlarına kadar herkesin ağzına sakız olan Aragones'in disiplin zırvasının bence bu maçta ne kadar belli olduğu gözüktü. Topu ayağına alan her futbolcu, topu kaybetmemek için sanki kendi aralarında ortada sıçan oynar gibi 2-3 metrelik paslar atıp durdular. Herbiri sanki aman top bende kalmasın havasındaydı. Yahu kardeşim hadi, hadi güzel kardeşim ileri, hadi ha gayret, azıcık daha hadi, diye diye maçı bitirdik neredeyse. Ne kadar laubali olsa da Kazım daha önce girmeliydi bu oyuna. Ve yine ne kadar top kaybedip, top kazanamasa da Uğur sonuna kadar kalmalıydı bu oyunda.
Aurelio'nun yokluğundan bu kadar korkulmasını da henüz anlamış değilim. Aynı mevkide iki kişi tuttu Aragones. Allahtan Josico hemen sakatlandı da Burak oyuna girmek zorunda kaldı ve maçın sonuna doğru 2-3 dakika kadar iyi oynayabildik.
Bir takım bir ya da birkaç kişiyle yürümüyor ama bazı oyuncular birlikte daha güzel oynuyor, oynayabiliyor. Bu takıma lazım olan mucizevi şey de Edu ya da Lugano'nun aynı zamanda sakatlanmasının engellenmesi. Semih ile Alex için de geçerli bu durum. Artık 14 milyon Euro verir de büyücü mü tutar Aziz Yıldırım bilmem.
Guiza'ya gelmek için sona geldim, güzel adam. Uzun topla beslemek yetmez, bu adam verirsin kaçar, kaçarsın verir. Atamaz dersin atar, tutamaz dersin tutar.
Yalnız bırakmamak lazım.

Baştan aşağı Fenerbahçe'ye gelince. Bu takımı defansif oynatmamak lazım. Ya da en başa dönelim, yapsınlar Fenerbahçe maçlarını 20 dakika, fazla sıkılmayalım...

Saturday, 13 September 2008

Bir daha, daha bir daha bir daha daha!!!

O kadar zaman gecmis yazmayali. En son sevgili Volkan Demirel kardesimizin bir fotografini koymusum, bugun yine onun icin birkac cumle kurmak isterim ama guzel sozler soyleyemeyecek olmak benim moralimi bozuyor. Tek soyleyebilecegim sey su: Keske baska bir kalecimiz olsaydi.
Hacettepe'nin kalesindeki Recep keske eskisi gibi Fenerbahce'de olsaydi. Onemli olan gercekten iyi ya da kotu futbolcu olmakla ilgili degil. Sadece bir golu atmak ya da kacirmak degil ya da bir golu kurtarmak ya da kurtarmamak degil. Daha derin birsey anlatmak kolay degil.

Tuesday, 5 August 2008

Sunday, 3 August 2008

Haftanin Sonu

Hatun kisilerden bir haftalik bir nefes almak nasip olmus bunyeye. Memet var evde, cuma aksamindan beridir cikmiyor zaten. Bira, tekila, Tottenham'daki Turk mahallesinde lahmacun ve en sonunda da ince belli bardakta cay keyfiyle pazari ettik. Memet youtube'de ne kadar absurd video varsa bulup izletiyor. Cani sagolsun.
Futbolu ozledik baslasin artik su lig yahu...

Thursday, 31 July 2008

Ali Cevat Akkoyunlu vs Cumhur Oranci

Bunu soylerken arada Glenn Meade kaynayip gidiyor. Halbuki kitaplari yazan o.
Neyse efendim, Glenn Meade'i biraz yazalim, sonra nedir derdimiz anlatiriz. Glenn Meade bir Irlandali yazar. 6 tane romaninin hepsi Dogan Kitap tarafindan Turkiye'de yayimlanmis.
Peki bizim derdimiz nedir?
Ilk 5 tanesini ceviren kisi Ali Cevat Akkoyunlu ve sonuncusunu ceviren isim ise Cumhur Oranci.
Kimseye kisisel bir onyargimiz yok ama son kitabinin cevirisi ilk kitaplar kadar guzel olamamis malesef. Bir aceleye gelmislik var, yarim yamalak cumleler, tekrarlanan ifadeler.
Glenn Meade'in Brandenburg'undaki tadi Seytanin Muridi'nden alamamamiz belki sadece ceviri ile ilgili degil ama Dogan Kitap neden cevirmen degisikligine gitmis merak ediyorum.
Yeni kitaplar ve guzel ceviriler bekliyoruz, hem Glenn Meade abimizden hem de Dogan Kitap'dan.

AKP kapatilmadi, MTK kapatilsin!

tivideo.tv'nin mi benim internet baglantimin mi azizligidir bilmiyorum ama yarim yamalak seyredebildim dun aksamki maci. Yeni teknik ekip ve yeni futbolculari ilk kez izleme firsatim oldu. Ilk gozume carpan Fenerbahce'nin pas yuzdesinin oldukca fazla olmasi. Bu Aragones'in Ispanya Milli Takimi uzerinden gelen bir durum gibi gozukse de Fenerbahce'nin gecen sene icinde de ozellikle onemli maclarda pas yuzdesi yuksekti. Bir de gecen seneye gore daha hareketli gozuktu futbolcular. Fenerbahce'nin MTK'dan kac misli ustun oldugunu Sinan Engin'in hesap makinasi gibi calisan kafasina sormak lazim ama aradaki farkin acik ara Fenerbahce'den yana olmasi iki takimi karsilastirmanin gereksizligini gosteriyor.
Bu turu dusunmenin anlami yok artik. Bir sonrakini dusunmek lazim.
Gelen giden, eski sistem, yeni sistem karsilastirmalarina bakinca birkac sey soylenir. Selcuk'u Istanbulspor'dan geldiginden beri hep begenmisimdir. Gecmisteki garip top kayiplari yuzunden isliklandigi zamanlarda da cok umursamamistim, konsantrasyonunu daha yuksek tutarsa bu tur hatalari zamanla yapmayacagi kesin. Marco'nun muadili gibi gosteriliyor su anda, defansif ozellikleri goz onunde bulundurularak. Ama su bir gercek ki Marco'nun eksikligini kapatabilecek kadar iyi olsaydi gecen sene yedek kalmazdi. Kendini ozellikle isabetli paslar konusunda gelistirmesi lazim. Ve ozellikle ve ozellikle abuk sabuk sari kart gorme aliskanligindan kurtarmasi gerek, yoksa iki macin birinde oynayamayacak kadar verimli olabilecek Fenerbahce'ye. Marco'ya gore ustun oldugu yonu ise sut atabiliyor olmasi.
Gazeteleri bir yokladim, bir Kazim cilginligi var. Kotu futbolcu degil ama o kadar kolay bir rakip kanadina denk gelince cosmasi normal. Sonlarda lakayit hareketlere baslayinca hemen oturdu kenara, ki iyi oldu bu ve biz bir de Burak Yilmaz'i gorduk. Yapisi iyi, kanat ortalari da isabetli gozukuyor. Daha fazla izlemek lazim.
Gecen seneye gore cift forvet oynadi Fenerbahce. Hem Semih hem de Guiza topu iyi takip eden, golu koklayan futbolcular. Tek baslarina oynadiklarinda her ikisinin de etkili olabilecegini sanmiyorum. Her ne kadar birkac kez topla bulussa da Guiza'nin Kezman'dan henuz bir farkini gorebilmis degilim. Kezman'i da Semih'le yanyana oynatirsaniz bundan daha kotusunu yapar mi bilemiyorum. Guiza'nin aldigi paranin hakkini vermek icin arayi acmasini umit etmekten baska care yok.

Insanin eli de, kolu da, agzi da ayaklari da akli da butun vucudunun bir parcasi, ve bunlari dogru kullaninca sevilir, yanlis kullaninca yuhalanir hatta bazi durumlarda nefret edilirsiniz. Emre ayaklarini cok guzel kullaniyor, elini kolunu gereksiz kullanmazsa hersey guzel.
El ayak, agiz dil demisken yine aklima Volkan Demirel geliyor tabi.
Fenerbahce'nin akli basinda, takimin buyuklugunu kaldirabilecek bir kaleciye ihtiyaci var. Hala 2 sene onceki UEFA kupasi, gecen seneki Galatasaray maclari, Sevilla'da ilk yaridaki facia ve en sonunda da Avrupa Sampiyonasindaki kirmizi karti unutmamak, unutturmamak gerek.

Sonucta iyiydi guzeldi, MTK yoktu, iki seken top vardi, ikisi de kaleye girdi.
Bundan iyisi Sam'da kayisi...

Wednesday, 30 July 2008

Tatil bitti


Bir tatile gittik neler olmus neler. Birkac kez Turkiye'deki magazin spor gazetelerini okuma firsatim oldu. Herbirini sindire sindire okuyup keyiflendim bir guzel. Eto'o geliyormus yahu diye zipladim, yok yok Xabi Alonso da basmis imzayi aman aman, Davids geliyormus, Oiviera'nin karisi ikna olmak uzereymis.
Biraz da hasret kaldigim Penguen, Leman, Uykusuz terapisi uyguladim kendime, ustune bir de soguk bira ile marine edilmis kuruyemis de gelince guzel gecti tatil bir bakima.
Her guzel seyin bir sonu var amma ve lakin. Resmi mac tatilini erken bitiren Sivas'a uzulmeden edemedim, birkac adim daha atmasini isterdim Bulent Uygun'un takiminin. Kupa almak, ucmak, Avrupa fatihi olmak degil tabi Sivas'tan istedigim, ama bir sonraki icin tecrube etmek lazim yabanci takimin teknigini, taktigini, gucunu kuvvetini. Ve bir de kendini gelistirmektir onemli olan bir sonraki sene icin.
Bugun resmi mac tatilini Fenerbahce de sonlandiriyor 2007/2008 sezonunun ardindan. Rakip MTK, motivasyon seneler oncesinin hesabi. O zamandan futbolcu yok tabi kadroda ama yoneticisinden basinina kadar herkes unutmamis eski MTK macerasini. Futbolcunun umurunda midir bu bilinmez. Sampiyonlar Ligine katilabilmek MTK ya da herhangi birini yenmekten, rezil rusva etmekten daha once geliyor. Bunun farkindadir futbolcular en azindan. Alip primlerini oturacaklar eninde sonunda, hem bir de isler gecen seneki gibi iyi giderse o zaman yeme de yaninda yat.

Bugun ilk kez izleyecegim Fenerbahce'yi yeni teknik kadrosu ve transferleriyle. izlemeden yazmamak lazim bol keseden, her ne kadar sallamaya musait bir blog ismine sahip olsak da birkac saat daha beklemek en guzeli.

Monday, 7 July 2008

Bana bir masal anlat 'dede', icinde Sampiyonlar Ligi finali olsun.

Hersey yeniden basliyor. Fenerbahce'yi ve oyunculari tanimayan bir hoca, hocayi tanimayan ve Zico'nun gidisinden tedirgin olmus bir Brezilya'li futbolcu guruhu.
Butun bunlarin dezavantajiyla baslayacak Sampiyonlar Ligi elemeleri. Henuz teknik kadro belirlenmemisken baslayan transfer calismalari ve hatta yapilan transferler de isin cabasi.
Ortaliktan, ne icin, kimin icin, hangi sistem icin alindigi belli olmadan takima katilan transferler.
Ingiltere'deki bir bahis sirketinin reklam slogani aynen soyle.
"Herkesin bir fikri vardir, sizinkinin degeri nedir?"
Evet herkesin bir fikri var, Aziz Yildirim'in da bir fikri ve hatta bir suru fikri var, takimin teknik yonetimi ile ilgili. Emre ve Burak'in transferleri Aziz Yildirim tarafindan yapildi sonucta, onaylayan, alin bu adamlari diyen bir tek teknik kadro yoktu bu transferler yapildiginda. O zamanlar Aragones isi bitmisti de, adamcagiz Ispanyayi Euro 2008'de sampiyon yapmaya ugrasirken gidip bir de bizim su transfer isine bakiver demedilerse eger ve Aragones de iyi niyetiyle Fenerbahce'yi inceleyip transfer gereken yerlere bu iki oyuncunun ismini vermediyse!
Neyse efendim sonucta artik Fenerbahce'nin bir teknik kadrosu var. Ve hic de fena olmayan bir teknik kadro. Ispanya'yi sampiyon yapan kadro. Ispanya'yi 4 sene calistirdi Aragones. ilk 2 senenin sonunda Dunya Kupasinda istedigini alamadi Ispanya. Ama 4 sene sonunda ulasti ozledigi kupaya. Tam dort sene. Dort senede bir milli takim, bir klubun kendi liginde bir senede oynadigi toplam mac kadar mac yapmistir tas catlasa. Sadece mac yapmakla gecmiyor tabi bu dort senelik sure. Baska oyunculari seyrederek, baska milli takimlari izleyerek de gecen bir sure bu. Ve butun bunlarin yaninda bir takim yaratmak isin en zor kismi. Ve bu Aragones ve Ispanya icin tam dort sene surmus. Bu sureyi basindan sonundan daraltsak, itsek, kaksak, acaba bir seneye iner mi? Yani Aragones aldi takimi, bakti ki takim takim degil. Ne yapacak? Transferini yapacak, takimdan birilerini gonderecek, elestirenlere cevap verecek, baskanla birbirine girecek ve en sonunda mutlu sona ulasacak.Mutlu son nedir? Sampiyonluk tabi ki. Aziz Yildirim'a gore bu sampiyonluk Turkiye Ligi Sampiyonlugu benim anladigim. Zico o yuzden gonderildi cunku takimdan, Aziz Yildirim'in kendi agzindan cikan cumlelerdi bunlar.
Benim anladigim sampiyonluk bu degil ama.
Toplasalar en haylaz, en huysuz, en salak, en akilli yuz tane Fenerbahce taraftarini ve sorsalar.
Bu sene en cok hangisine uzuldun, Sampiyonlar Liginde Chelsea'ye elenip Sampiyonlar Liginde yari finale cikamamaya mi, yoksa kacan sampiyonluga mi diye. Hadi en salaklarin sayisi digerlerinden birazcik fazla bile olsun, ama yine de ben derim ki Sampiyonlar Ligine uzulenlerin sayisi daha fazla olacaktir.
Yine neyse diyorum ve ekliyorum, eger Fenerbahce yonetimi en az iki sene daha beklemeye razi olacaksa herhangi bir Avrupa kupasinin kulbuna yapismak icin. O zaman bence tarihinin en iyi teknik kadro transferini yapmistir. Ama tarihi sabirsizliklarla dolu olan Fenerbahce icin uzun bir sene olacak.

Saturday, 5 July 2008

Iyiydik boyle!

Eh be guzel adam, is mi simdi bu? Nedir derdin, soyle bakalim. Baskana mi kizdin, Zico'yu gonderdi diye. Yoksa takimdan mi hosnut degilsin? Emre geldi diye mi gitmek istersin? Bak anlarim o zaman. Yoksa taraftar mi gerdi seni? Yok ama mumkun degil, seni sevmeyen adam mi var piyasada. Takim tutmayan adam bile alnindan opmek ister. Para degildir derdin ama degil mi? Otuz yasina gelmissin, yaslisin demiyorum aman yanlis anlama. Ama para dedigin mahlukati Fenerbahce'dekinden fazla verecek klup var midir sana? Aragones der ki: Marco'yu birakmayin. Bunu duyarsin elbet bugun yarin. Bu vazgecirir mi seni? Yoksa baska midir icini kemiren. Gidecegim dersin baska birsey demez misin? O zaman tutamaz kimse seni, yolun acik, kafan rahat olsun.
Ama yine de , iyiydik boyle, ne acelen vardi?

Friday, 4 July 2008

Kewell Galatasaray'a, Crespo nereye?


Kewell uc senelik kontrata imza atti, sahsi dusuncem 30luk Kewell'in Galatasaray'da Elvir Balic'le ayni kaderi paylasacagi. Burnu saktliktan pek kurtulmamis bir futbolcuyu sirf bonservisi elinde diye almak hangi akla hizmettir merak ediyorum. Bir diger serbest futbolcu da Hernan Crespo. Chelsea kendisini serbest birakmis. Crespo Inter Milan'da kiralik olarak oynuyordu, simdi 33luk futbolcu kendisini Chelsea'de istemeyen Mourinho'nun Inter Milan'inda kalici kontrat yapmak istiyormus. Crespo Inter Milan'da kalacak mi, yoksa sevgili medyamiz Crespo'nun Fenerbahce'ye Galatasaray'a yuzlerce kez transfer haberini bugunleri dusunerek mi yapti?
Kewell Galatasaray'a Crespo Fenerbahce'ye haberini gorursek sasirmayacagiz...

Thursday, 3 July 2008

Benim gol atmam onemli degil, onemli olan.....



Oyuncu


Takim

Gol

Gol/Mac
Cristiano RonaldoMan Utd420.86
Fernando TorresLiverpool330.72
Emmanuel AdebayorArsenal300.63
Robbie KeaneTottenham 230.43
Roque Santa CruzBlackburn230.53
Dimitar Berbatov Tottenham230.44
Steven GerrardLiverpool210.40
Ayegbeni YakubuEverton210.50
Frank LampardChelsea200.50
Carlos TevezMan Utd190.40

Futbolu futbol yapan sey gol. Kimin attigi onemli degil! Tabi tabi, kulahima anlatsinlar bunu. Kimin attigi asil onemli olan. En cok parayi golculer kazanir cunku.
Yukaridaki bilgiler 2007/2008 Premier League'den. Gol sayisindan cok benim ilgimi mac basina gol orani cekti. Ronaldo'nun orani inanilmaz, ondan sonra ManUtd'dan ikinci en cok gol atan adam Tevez ve 19 gol atmis, sonra da Rooney geliyor ama ilk ona girememis bile.
Ronaldo Madrid'e giderse ManUtd kimi transfer edecek merak ediyorum. Belki Nani ile idare ederler, gorecegiz. Ronaldo'nun bir turlu Ingiltere'ye donmemis olmasi da Ingilizleri deli ediyor bu arada. Butun spor haberleri Ronaldo diyor baska birsey demiyor.
Oranlara geri donecek olursak, buyuk takimsan eger kadronda 0.60 uzerinde oran yakalamis en az bir futbolcun olacak. Takimi surukleyen adamin var demek bu. Kimin gol atacagindan emin olacak oyuncularin, Torres'e gecirdik mi topu tamamdir diyecekler. Umit Karan gecer mi adamini, Kezman ayagina mi dolayacak yine topu diye dusunmeyecek futbolcun.
Zaten Turkiye'de dusunebilen futbolcu bulmak kolay degil, bir de aklini bununla mesgul etmesin bari. Dusunebilmek deyince aklima yine Volkan Demirel geldi, neyse onu baska bir yaziya birakalim.

Wednesday, 2 July 2008

Jo Manchester City'de



CSKA'dan hatirladigimiz Jo Manchester City'de.
Sven-Goran Eriksson yerine Mark Hughes isin basina gecince Manchester City tarihindeki en pahali transferi yapti.
Transfer Ingilizlere 19 milyon sterline malolmus.
Jo'nun Ingiltere'ye gelecegi belliydi aslinda, daha once de Everton ile gorusuyordu. Kesenin agzini acan Manchester oldu. Bu aralar bir de Ronaldinho cilginligi dolasiyor Manchester City'de. Bakalim iki Brezilyali yanyana oynayabilecek mi?

Jo, CSKA'da tam 77 mac oynamis bu arada ve 44 gol atmis. Sadece 21 yasinda, bu adam 77 maci ne zaman oynadi diye dusunuyor insan. 44 gol hic fena degil aslinda. Manchester City'de orta alandan Elano ve Petrov'dan yeteri kadar asisti alirsa bu sezon 15 gole ulasir diye tahmin ediyorum. 15 gol icin o kadar paraya kiyilir mi gorecegiz. Sezon sonunda bakilacaklar listesine Jo'nun gol sayisini ekliyoruz, hadi bakalim...

Monday, 30 June 2008

Oncesi ve sonrasiyla Burak Yilmaz transferi...


Iste transferin birkac gun oncesine kadarki www.burakyilmaz.net internet sitesinin goruntusu. Garip olan bir durum yok aslinda, Burak Yilmaz, gonlu Besiktas'tan yana bir profesyonel futbolcu olabilir. Ya da Besiktas'li bir web tasarimcisinin bu siteyi Burak Yilmaz icin hazirlamis olma ihtimali de var. Aslinda her iki ihtimale de saygiyla yaklasmak gerek. Turkiye'de takim tutmamak, taraf olmamak garip olan durum. Bir tarafta olmaktir normal olan. Ya sundasindir, ya bunda. Takim tutmuyorum demek genelde "hadi canim sen de" gibi tepkilere sebep olur.
O yuzden en guzelidir ben buyum, sonuna kadar boyleyim demek. Kimin umurundadir ki senin benim nerede oldugumuzu bilmek ogrenmek. Taraf oldugunu soylemek tepkiden de kurtarir adami. Muhabbetin artar hatta cogu zaman, "Ooo bizim Fener'li gelmis" derler senin icin. "Naapariz abi bu hafta" derler. Rahatsindir artik.

Rahat olamayanlar da vardir tabi bu konuda. Bu isin icinde olan adamdir, futbolcudur, hakemdir, spor yazaridir rahat olamayan, gizleyen, saklayan. Cunku isin ucunda ekmek parasi vardir. Gonuldekiyle mantiktaki catisir durur, biri agir basar. Hangisinin agir bastigina gore ya daha cok sevilirsiniz ya da daha cok para yaparsiniz, emeklilik vakti icin.

Simdi bir de Burak Yilmaz'in Fenerbahce'ye transferinden sonraki web sitesine bir bakalim.











Goze carpan ilk sey, renk degisikligi. Birden sararmis site. Beyaz uzerine siyah yerine, sari uzerine lacivert. Gerci henuz yapim asamasinda ama yakinda Burak Yilmaz'in Fenerbahce formali goruntuleriyle dolacaktir, suphe yok.
Aslinda siteyi birkac gun once eski haliyle gordugumde, acaba ne zaman sitede degisiklik yapilacak diye dusunmustum. Burak Yilmaz'in etrafindan nasil bir baski gordugunu tahmin edebiliyorum. Hersey ekmek parasi icin suphem yok. Hem eski sitesini gorenler gidip Fenerium'dan Burak formasini nasil alacaklardi ki! Neyse ki cozum cabuk bulundu, renkler degisti. Eski defterler kapandi, yenileri acildi.
Profesyonel olmak zor is, ne diyelim.
Benim merak ettigim bunlar degil, biz Roberto Carlos'lari bile son damlasina kadar Fenerbahce'li yapip, Galatasaray aleyhine demecler bile verdirdik nasil olsa.
Benim merak ettigim, Burak Yilmaz'in Fenerbahce'de ne yapip ne yapamayacagi.
Zafer Biryol'lari, Anelka'lari, gelecegin yildiz adayi gosterilen Ilhan Parlak'lari, ve hatta Semih'leri, ve hatta Kezman'lari yedek oturtan Fenerbahce'de bakalim takima girebilecek mi Burak. Yoksa akli web sitesindeki Besiktas formali Burak'ta mi kalacak.

Friday, 27 June 2008

Şemih Şemih Şemih


Hersey Sampiyonlar Ligi zamaninda basladi. Ingiltere'de Sampiyonlar ligi 2007/2008 sezonu maclarini SKY ve ITV verdi. SKY Ingiltere'nin Digiturk'u. ITV bedava, dogal olarak daha az maci gosterebildiler. Hangisi baslatti hatirlamiyorum ama bir Fenerbahce macinda basladilar Semih'e Şemih demeye. Allahtan Semih de o maclarda ismini hatirlatacak kadar kalabildi sahada. Sevilla'ya attigi gol de Ingilizlerin isini kolaylastirdi muhtemelen. Artik bizim kurtarici Semih'imiz tum Ingiliz sunucular tarafindan Şemih oluverdi.
Avrupa Sampiyonasi basladiginda ayni durumun devam edecegini dusunmezdim ama Ingilizler unutmamislar Fenerbahce'nin kurtarici golcusunu. Butun turnuva boyunca cagirdilar onu Şemih asagi Şemih yukari diye.
Yine utandirmadi bizi kendisi, nereye ne zaman gidecegini bilen bir oyuncu olmak ve bunu rakip kalenin onunde yapabiliyor olmak onu onemli kiliyor. Yapamadigi sey ise gucunu, yetenegini, istegini butun bir doksan dakikaya yaymak.
Kritik maclarin ilk onbirinde basladigi cogu macta vasatin uzerine gecemedi ama kisa sure oynadigi maclarda hem Fenerbahce'nin hem de Turk Milli takiminin yuzunu guldurdu.
fenerbahce.org sitesindeki bugunku fotografinda daVolkan'in aksine dislerini gosterek guluyor.
Bu fotograftan Semih'in hakettigi primi Futbol Federasyonundan aldigini, Volkan'in ise o kadar sansli olamadigini anliyorum. Nerede, ne yapmasi gerektigini bilenle bilmeyenin hali bir olmuyor tabi dogal olarak...

Tuesday, 24 June 2008

euro2008.com

uefa2008.com adresini Şubat ayından bu yana tam 1 milyar kişi ziyaret etmiş.
Ülkelere göre dağılım ise şöyle
Birleşik Krallık %15
Amerika %8
Almanya %8
Kanada %5
Finlandiya %4
İtalya, İspanya, Fransa, Türkiye ve İsviçre'den toplam ziyaret ise %3.
Kupayı en çok isteyen takımın İngiltere olduğu kesin, turnuvaya katılamamış olmak gibi ufak bir mazeretleri var yalnızca.
Biz ise az tıklamanın mazeretini telekomun uyduruk altyapısına, pahalı internete bağlayabiliriz fakat turnuvanın başında favoriler arasında olan Akdeniz ülkelerinin bu kadar ilgisiz kalması pek de normal değil.
Amerika ile Kanada'nın listede yer almasına anlam veremesem de, Finlandiyalıların maçların heyecanıyla ısınmaktan başka niyetleri olmadığı düşüncesindeyim.
Türkiye olarak 90 dakika ateşi canlı tutamasak da, son birkaç dakikalığına da olsa Finlandiyalı dostlarımızın içini ısıttığımızı umarım...

hoşbulduk

sanki herkes anasının karnından kalemle doğdu. ilk kelimemizi duymak için ne maymunluklar yaptı kimbilir anamız babamız. uzun lafın kısaltılmış halini merak ederseniz eğer, şöyle söylemek gerek. bu kadar safsatanın içinde bir fazlası olmuş ne farkeder.
kısalmayan haliyle tekrar söylemek gerekirse de o zaman şu cümleyi kurmak lazım.
biraz da biz yazalım bakalım...