Wednesday, 25 August 2010

Fenerbahce yine misilleme pesinde!



"Fenerbahce were the only team who sent an official [transfer] proposal but it's already decided that I'm not going."

Bunu Robinho soylemis bugun. Cevirisi kisaca, resmi olarak sadece Fener'den teklif aldim ama gitmiyorum. Yonetim buyuk ihtimalle Aurelio transferinden sonra yine eskisi gibi Besiktas'la sidik yaristirma, misilleme sacmaligi denemesi yapmis ama basarisiz olmus. Bence Ilhan Mansiz'i futbola geri dondurmeye calissinlar. 2-3 sene sonrasinda da Tuncay Sanli icin kapisiriz artik. Hay Allahim!

Yeter Artik Aykut Kocaman!!

Yeter artik Aykut Kocaman, o kadar adam aliniyor, istemedigin adam klupten hemen uzaklastiriliyor, ama hala duzgun futbol yok. Sen gecen sene koca bir sene boyunca bu takimi izlemedin, eksiklerini gormedin mi, armut mu topladin butun sene. Daum'un ipini cekerken iyiydi. Simdi koltuga oturdun ama icraat yok. Yazik.

Su ilk paragrafi cok gonul rahatligiyla yazdim. Gercekte uzaktan yakindan hic alakam yok bu dusuncelerle ama eminim gazeteci bozmasi kazmalar bu tur yazilari kenarda yazmis bekliyorlar. Hazirda dursun da hemencecik kopyala yapistir yapariz bir iki haftaya kalmaz diye dusunmekteler. Ben onlar icin buradan kopyalasinlar diye yaziverdim biraz aslinda. Fenerbahce Daum'u biraz alakasiz bir sekilde gonderdi ve Aykut Kocaman'i bir o kadar alakasiz, abuk bir sekilde getirdi ama bu takimin basina kim gelsin istersin diye sorsalar heralde yuz tane Fenerbahce'liden doksan dokuz tanesi Aykut Kocaman gelsin derdi. Ben de yonetimin Aykut Kocaman'i once tecrubeli bir teknik adamin yaninda yardimci olarak oturtmasini sonra da basa gecirmesini dilerdim. Ama tabi bizim yonetim, leblebi cekirdek gibi teknik direktor degistirdigi icin Aykut Kocaman'in bu takimin basina ancak boyle gecmesi mumkun olabildi.

Artik eskiyen bir takim ve eksigi gedigi bir turlu kapatilamayan bir kadro var elde. Ve degisim kisa surede olan birsey degil, zaman tanimak, Trabzon'dan uc yemek, Avrupa'dan elenmek gerekiyor. Olacakla olecegin onune gecilmez derler ya iste, oyle.

Eger simdiye kadarki gibi yurtdisinda taninan, sukse yapmis bir teknik direktor getirip kisa zamanda cok isler yapmak niyetine girerse yonetim, bunun sonunun yine bir husranla sonuclanmasi hic de anormal olmayacak. Dolayisiyla boyle bir teknik direktor getirildiginde, verilen milyonlarca euro karsiliginda ya sadece kupa beklememek ya da boyle bir teknik adam getirmemek gerek. Eger illa Jose Mourinho'yu getirecegim, bir de yaninda Ronaldinho'yu alacagim dersen, o zaman Jose'nin yanina bir de Turk yardimci oturtup Jose, Trapattoni, Aragones, Daum ya da herkimse, adamin kafasinin icine girmek, aldigi herbir euro'nun hakkini vermesini ve etrafindakileri egitmesini saglamak sart. Bunu siz yanina koyacaginiz yardimciyla yapabilirsiniz ancak. Tabi dogru kisiyi secebilirseniz. Ve bunu hizla yapmak, devamli yapmak, durmadan butun bilgiyi cekmek lazim, malum yonetim sene sonunda Jose'ye de kapiyi gosterecektir cunku.

Bu sene oyle olmadi, Daum'a tekmeyi basarken Aykut geldiginde ikinci olasilik bas gosterdi. Yani az para verilen, camianin icinden, Fenerbahce'yi anlayan, futbolu anlayan, teknik adamligi ise buyuk basarilarla henuz tescillenmemis. Ac, kazanmak isteyen, kaybetmek istemeyen, gol atinca sevinen, yiyince uzulen, Fenerbahce umurunda olan, Fenerbahce'li umurunda olan bir teknik adam.
Ve bu hareketiyle yonetim artik ister istemez, bu isin kisa sureli olmayacagini da biliyordur diye umit ediyorum. Bu belki de Fenerbahce yonetimi icin de bir devrim niteliginde olabilir. Eger sene sonunda sampiyonluk gelmezse ve hatta yine rezil olunarak kacirilirsa ve yonetim buna ragmen Aykut Kocaman ile devam ederse dusunceler degisiyor demek olabilir. Simdiden hicbirsey belli degil tabi, bekleyip gormek lazim.

Aykut Kocaman bu takimin tarihinde yer etmis birisi, onu Fenerbahce'den Fenerbahce'yi de ondan ayri dusunmek zaten olmaz. Ayni seyi Ridvan icin de dusunuyorduk ama onunla cikilan yolun sonu Daum'la, Aragones'le cikilandan farkli olmadi malesef. Ama bu sefer farkli olacak inaniyorum. Fenerbahce devrimi olacak bu. Sampiyonlugun birinci amac olmayacagi bir devrim.

Inanmak istiyorum buna.

Monday, 19 July 2010

1907

Fenerbahce, hayat gibidir, seni, beni, aldigin nefesi, okumayi, ogrenmeyi, sonra is bulmayi, para kazanmayi anlatmak istersen Fenerbahce'den baslayabilirsin cumlene. Hicbir zaman tatmin yoktur bunyende ve hep daha fazlasini istersin, ve hayat, ve Fenerbahce sana vermez istedigini. Sinir olursun. Ama umudunu hic yitirmezsin. Hep beklersin. Belki de bizi bu limana baglayan da budur kimbilir. Kolay para akli bastan alir goturur, ama hisleri de birer birer curutur. Ugrasmadan, alin teri akitmadan kazanilan her ne olursa olsun bir zaman sonra sekersiz cay, buzsuz raki gibi gelir, ister ufleyerek ister yudum yudum ic, tat alamazsin. Ve hayat kolay kolay sunmaz boyle seyleri. Kirkdokuz tane sayidan alti tanesini birturlu tutturamaman da bundandir. Ve bu yuzden Messi Fenerbahce'de degildir.

Hem hayat hem Fenerbahce once burnundan getirir, sonra ucundan koklatir, sonra daha fazla burnundan getirir ama yine de en olmadik zamanda isinden olup evine donerken ya da sadece son maclarla sampiyonluklar verdikce yine de yarin icin umidin vardir. Bir mucize olacak dersin, yarin yeni is bulacagim, bomba transfer yapacagiz dersin. Carlos'u gonderdik ama evelallah Ronaldo'yu bile aliriz dersin. Velhasil kelam, yitirmezsin umidini.
Patrona saydirirsin, baskana giydirirsin, hakemin yedi sulalesini elden gecirirsin ama yarin olmasa da belki yarindan sonra, bu sene olmasa da belki gelecek sene yeni is bulacaksindir, yeniden sampiyon olacaksindir ya da hic olmazsa Cimbom'a patlayacaksindir. Buna da sukur dersin. Parasi az ama bu is de fena degil, bu sene de kupayi alamadik ama Cimbom'a da iyi caktik dersin.

Hem hayat hem de Fenerbahce sana sabretmeyi, beklemeyi ogretir. Yeni dogmus cocugunun bir gulumsemesi icin neler vereceksen, Turkiye kupasini kaldiran kaptanini gormek icin de ayni seyi verirsin. Para ile alamayacagindir butun bunlar, sevmekle, umutla alinacak hazlardir ancak.

Cok canin yanar, hic rahat yuzu goremezsin belki ama yine de yitirmezsin ne hayata olan ne de Fenerbahce'ye olan sevgini ve umudunu. Yitirmemelisin de. Cunku Fenerbahce hayat gibidir.

Fenerbahce'liler gununuz kutlu ve de mutlu olsun efendim.

Saturday, 10 July 2010

Dunya Kupasini kazanan belli!!


Valla gonullerdeki kazananlar kazanamayinca Dunya Kupasinin asil sahibini belirlemek bize kaldi. Dunga'nin Brezilya'si Hollanda'nin cirkef oyunuyla havlu atip, Maradona'nin Arjantin'i de insana kurdesenler cikartan, hadi artik ulan dedirten futboluyla Ispanya'ya elenmesi, Almanya ve Uruguay'in da Arjantin ve Brezilya'yi eleyen yukarida bahsettigimiz iki guzide takima elenmesinden sonra 2010 Dunya kupasinin yeni sahibi belli oldu diyebiliriz!! Nasil diyoruz bunu peki, biraz "Yemisim Ispanya-Hollanda finalini" diyerek basliyoruz cumlemize. Gerisini biraz damarimizdan once kirmizi beyaz akan daha sonra da sari ve lacivert'e donen kanla sunu soyluyoruz.
2010 Dunya Kupasini once Turkiye daha sonra da Fenerbahce kazanmistir. Gidin bakin Fifa web sitesine! Goremeyeceksiniz tabi boyle bir ibare ama biz kazandik kardesim. Bir kere bizim Mesut Ozil'imiz vardi Dunya kupasinda! Herkes gordu ve biraz abartarak goklere cikardilar bizim adamimizi. Elimizden kacirmisiz, Almanya'ya kaptirmisiz kime ne! Mesut Ozil 2010 yilinda kupayi bize getiren bir isim.


Ikinci isim ise tabi ki Fenerbahce'nin nadide futbolcusu Lugano. Uruguay'mis Forlan'mis hikaye. Lugano, Mesut Ozil'le birlikte kupayi bize getiren diger isim. Evet sevgili okuyanlar, 2010 Dunya Kupasi sahibini buldu. Darisi 2014'e.



Friday, 24 April 2009

kebab disconnection

Bir haftalik bir ana vatan ziyareti icin uzaklasiyorum.
Bol kebap, bol ayran, bol cay, mumkunse raki, mumkunse balik, biraz Istanbul, bolca Yalova, bir miktar Bursa, belki Izmir.


Not: Fotograf atalarimizdan. Shanghai'da bir Turk kebapcisi. (Uygur Turku aslinda ama onlar da bizden ya da aslinda biz onlardaniz demek lazim).


Wednesday, 15 April 2009

karalamalar

Yuksel'in yanina oturup bir sigara cikardim. Icmeye niyetim yoktu bu sefer. Sigarayi parcalayip icindeki tutunu avucumda topladim. Koray'in hala kafasi kaniyordu. Tam sag kasinin uzerinde derin bir yarik acilmisti. Avucumdaki tutunu alnina bastirdim. Cani yaniyordu ama biraz onceki siniri gecmisti. Sesini cikarmadan bana bakti. "Abi naaptik biz?" dedi birden. "Bosver Koray" dedim. "Tut su tutunu de dokulmesin". Ulas ayakta dikilmis bizi izliyordu. Koray'in kafasindan akan kana bakamiyordu. "Ozur dilerim abi" dedi. "Otur ulan" dedim. "Seninle birazdan konusacagiz". Ulas gidip Yuksel'in yanina coktu.
Gun yerini hafif bir esintiyle gelen alacakaranliga birakiyordu. Hemen ayaklansak fena olmayacakti. Gokhan birazdan mahallenin butun delikanlilarini toparlayip gelirdi. Kasap Cevat amcanin ciragi Oral'la, bisikletci Murat'i fena pataklamislardi. Murat'la Gokhan kacarlarken arkalarina kufurler savurarak gittiler. Oral'in burnu kanamis, kosacak hali kalmamisti. Sokagin ilerisinde kaldirima birakti kendini.
"Yuksel, git suna bi bak bakayim" dedim. "Ama abi, ya bisey yaparsa". "Yuru, lan ne yapacak baksana eli ayagi tutmuyor, cesmeden su gotur giderken". Yuksel cantasindan bir sise cikarip once cesmeye sonra da Oral'in yanina gitti.

"Hadi kalkin gidiyoruz" dedim. "Burada kalirsak daha kotu olacak"
Ulas'la Koray'in koluna girdik. Oral'la Yuksel'in oturdugu yone dogru yurumeye basladik. Sokagin sonundaki boyaci dukkanini donup camiye dogru yokusu cikarsak pacayi kurtarmistik. Gecerken Oral'a bir de ben baktim. Burnundaki kanama durmustu. Bana ters ters bakip kafasini cevirdi. Yuksel'i de kolundan tutup yurumeye devam ettik.
Pazar gunu sokakta kosturan cocuklar disinda kimseler yoktu. Mehmet abinin berber dukkani disinda kimse dukkanini acmamisti bile. Koray artik daha iyiydi. Artik daha hizli ilerliyorduk. Aksam ezani okunmadan camiye varmak iyi olacakti. Ne kadar kalabalik olursa o kadar iyi. Tam kahvehanelerin onunden gecip caminin onune varmistik ki ezan okunmaya basladi. Ayni anda da kahvelerin diger ucundan Gokhan'la Murat gozuktuler.
Murat'in hemen arkasindan Oral'in kafasi gorundu. Mulazim abi onu omuzlayip meydana kadar getirmisti.

"Simdi sictik" dedim icimden.

Sicmamistik. Ezan sesini duyan koyun yaslilari yavas yavas kahvelerden cikmaya basladilar. Bazilari yururken kafalarina beyaz namaz takkelerini
gecirmeye calisiyordu. Abdestini tutamamis birkac kisi de caminin yaninda yeniden abdest almaya ugrasiyordu. Meydan birden kalabaliklasti. Murat kafasini kaldirip meydani taramaya baslamisti. Bizi ariyorlardi. Hemen Ulas'i ittirerek meydana bakan Ihsan abinin bakkalina soktum. Yuksel de Koray'i kolundan cekistirerek iceri girdi. Ihsan abiye "Bizi gormedin abi" deyip, bakkalin icinden gecip Ihsan abinin stokladigi teneke teneke yaglar ve cuval cuval bakliyatlarin arasindan gecip meydanin arkasindaki sokaga bakan kapindan disari sivistik.

Ne guzel oynuyorduk. Ne diye cikmisti sanki su kavga. Ulas Murat'i tekmeleyip durmasa belki hicbirsey olmayacakti. Murat hincini Yuksel'den, Yuksel Gokhan'dan cikarmisti. Olan Koray'la Oral'a olmustu en sonunda. Halbuki gecen hafta mactan sonra birlikte baklava yemedik mi biz bu adamlarla. Simdi ayikla pirincin tasini.

"Burada ayriliyoruz beyler, kimseye gozukmeden basin gidin evinize, yarin salim kafayla konusuruz"

Monday, 13 April 2009

The Inbetweeners

Ingiliz'in coluk cocuk komedisi.
Deneyin, bakalim begenecek misiniz?