Fenerbahce, hayat gibidir, seni, beni, aldigin nefesi, okumayi, ogrenmeyi, sonra is bulmayi, para kazanmayi anlatmak istersen Fenerbahce'den baslayabilirsin cumlene. Hicbir zaman tatmin yoktur bunyende ve hep daha fazlasini istersin, ve hayat, ve Fenerbahce sana vermez istedigini. Sinir olursun. Ama umudunu hic yitirmezsin. Hep beklersin. Belki de bizi bu limana baglayan da budur kimbilir. Kolay para akli bastan alir goturur, ama hisleri de birer birer curutur. Ugrasmadan, alin teri akitmadan kazanilan her ne olursa olsun bir zaman sonra sekersiz cay, buzsuz raki gibi gelir, ister ufleyerek ister yudum yudum ic, tat alamazsin. Ve hayat kolay kolay sunmaz boyle seyleri. Kirkdokuz tane sayidan alti tanesini birturlu tutturamaman da bundandir. Ve bu yuzden Messi Fenerbahce'de degildir.
Hem hayat hem Fenerbahce once burnundan getirir, sonra ucundan koklatir, sonra daha fazla burnundan getirir ama yine de en olmadik zamanda isinden olup evine donerken ya da sadece son maclarla sampiyonluklar verdikce yine de yarin icin umidin vardir. Bir mucize olacak dersin, yarin yeni is bulacagim, bomba transfer yapacagiz dersin. Carlos'u gonderdik ama evelallah Ronaldo'yu bile aliriz dersin. Velhasil kelam, yitirmezsin umidini.
Patrona saydirirsin, baskana giydirirsin, hakemin yedi sulalesini elden gecirirsin ama yarin olmasa da belki yarindan sonra, bu sene olmasa da belki gelecek sene yeni is bulacaksindir, yeniden sampiyon olacaksindir ya da hic olmazsa Cimbom'a patlayacaksindir. Buna da sukur dersin. Parasi az ama bu is de fena degil, bu sene de kupayi alamadik ama Cimbom'a da iyi caktik dersin.
Hem hayat hem de Fenerbahce sana sabretmeyi, beklemeyi ogretir. Yeni dogmus cocugunun bir gulumsemesi icin neler vereceksen, Turkiye kupasini kaldiran kaptanini gormek icin de ayni seyi verirsin. Para ile alamayacagindir butun bunlar, sevmekle, umutla alinacak hazlardir ancak.
Cok canin yanar, hic rahat yuzu goremezsin belki ama yine de yitirmezsin ne hayata olan ne de Fenerbahce'ye olan sevgini ve umudunu. Yitirmemelisin de. Cunku Fenerbahce hayat gibidir.
Fenerbahce'liler gununuz kutlu ve de mutlu olsun efendim.
Monday, 19 July 2010
Saturday, 10 July 2010
Dunya Kupasini kazanan belli!!

Valla gonullerdeki kazananlar kazanamayinca Dunya Kupasinin asil sahibini belirlemek bize kaldi. Dunga'nin Brezilya'si Hollanda'nin cirkef oyunuyla havlu atip, Maradona'nin Arjantin'i de insana kurdesenler cikartan, hadi artik ulan dedirten futboluyla Ispanya'ya elenmesi, Almanya ve Uruguay'in da Arjantin ve Brezilya'yi eleyen yukarida bahsettigimiz iki guzide takima elenmesinden sonra 2010 Dunya kupasinin yeni sahibi belli oldu diyebiliriz!! Nasil diyoruz bunu peki, biraz "Yemisim Ispanya-Hollanda finalini" diyerek basliyoruz cumlemize. Gerisini biraz damarimizdan once kirmizi beyaz akan daha sonra da sari ve lacivert'e donen kanla sunu soyluyoruz.
2010 Dunya Kupasini once Turkiye daha sonra da Fenerbahce kazanmistir. Gidin bakin Fifa web sitesine! Goremeyeceksiniz tabi boyle bir ibare ama biz kazandik kardesim. Bir kere bizim Mesut Ozil'imiz vardi Dunya kupasinda! Herkes gordu ve biraz abartarak goklere cikardilar bizim adamimizi. Elimizden kacirmisiz, Almanya'ya kaptirmisiz kime ne! Mesut Ozil 2010 yilinda kupayi bize getiren bir isim.
Ikinci isim ise tabi ki Fenerbahce'nin nadide futbolcusu Lugano. Uruguay'mis Forlan'mis hikaye. Lugano, Mesut Ozil'le birlikte kupayi bize getiren diger isim. Evet sevgili okuyanlar, 2010 Dunya Kupasi sahibini buldu. Darisi 2014'e.
Friday, 24 April 2009
kebab disconnection
Bol kebap, bol ayran, bol cay, mumkunse raki, mumkunse balik, biraz Istanbul, bolca Yalova, bir miktar Bursa, belki Izmir.
Not: Fotograf atalarimizdan. Shanghai'da bir Turk kebapcisi. (Uygur Turku aslinda ama onlar da bizden ya da aslinda biz onlardaniz demek lazim).
Wednesday, 15 April 2009
karalamalar
Yuksel'in yanina oturup bir sigara cikardim. Icmeye niyetim yoktu bu sefer. Sigarayi parcalayip icindeki tutunu avucumda topladim. Koray'in hala kafasi kaniyordu. Tam sag kasinin uzerinde derin bir yarik acilmisti. Avucumdaki tutunu alnina bastirdim. Cani yaniyordu ama biraz onceki siniri gecmisti. Sesini cikarmadan bana bakti. "Abi naaptik biz?" dedi birden. "Bosver Koray" dedim. "Tut su tutunu de dokulmesin". Ulas ayakta dikilmis bizi izliyordu. Koray'in kafasindan akan kana bakamiyordu. "Ozur dilerim abi" dedi. "Otur ulan" dedim. "Seninle birazdan konusacagiz". Ulas gidip Yuksel'in yanina coktu.
Gun yerini hafif bir esintiyle gelen alacakaranliga birakiyordu. Hemen ayaklansak fena olmayacakti. Gokhan birazdan mahallenin butun delikanlilarini toparlayip gelirdi. Kasap Cevat amcanin ciragi Oral'la, bisikletci Murat'i fena pataklamislardi. Murat'la Gokhan kacarlarken arkalarina kufurler savurarak gittiler. Oral'in burnu kanamis, kosacak hali kalmamisti. Sokagin ilerisinde kaldirima birakti kendini.
"Yuksel, git suna bi bak bakayim" dedim. "Ama abi, ya bisey yaparsa". "Yuru, lan ne yapacak baksana eli ayagi tutmuyor, cesmeden su gotur giderken". Yuksel cantasindan bir sise cikarip once cesmeye sonra da Oral'in yanina gitti.
"Hadi kalkin gidiyoruz" dedim. "Burada kalirsak daha kotu olacak"
Ulas'la Koray'in koluna girdik. Oral'la Yuksel'in oturdugu yone dogru yurumeye basladik. Sokagin sonundaki boyaci dukkanini donup camiye dogru yokusu cikarsak pacayi kurtarmistik. Gecerken Oral'a bir de ben baktim. Burnundaki kanama durmustu. Bana ters ters bakip kafasini cevirdi. Yuksel'i de kolundan tutup yurumeye devam ettik.
Pazar gunu sokakta kosturan cocuklar disinda kimseler yoktu. Mehmet abinin berber dukkani disinda kimse dukkanini acmamisti bile. Koray artik daha iyiydi. Artik daha hizli ilerliyorduk. Aksam ezani okunmadan camiye varmak iyi olacakti. Ne kadar kalabalik olursa o kadar iyi. Tam kahvehanelerin onunden gecip caminin onune varmistik ki ezan okunmaya basladi. Ayni anda da kahvelerin diger ucundan Gokhan'la Murat gozuktuler.
Murat'in hemen arkasindan Oral'in kafasi gorundu. Mulazim abi onu omuzlayip meydana kadar getirmisti.
"Simdi sictik" dedim icimden.
Sicmamistik. Ezan sesini duyan koyun yaslilari yavas yavas kahvelerden cikmaya basladilar. Bazilari yururken kafalarina beyaz namaz takkelerini
gecirmeye calisiyordu. Abdestini tutamamis birkac kisi de caminin yaninda yeniden abdest almaya ugrasiyordu. Meydan birden kalabaliklasti. Murat kafasini kaldirip meydani taramaya baslamisti. Bizi ariyorlardi. Hemen Ulas'i ittirerek meydana bakan Ihsan abinin bakkalina soktum. Yuksel de Koray'i kolundan cekistirerek iceri girdi. Ihsan abiye "Bizi gormedin abi" deyip, bakkalin icinden gecip Ihsan abinin stokladigi teneke teneke yaglar ve cuval cuval bakliyatlarin arasindan gecip meydanin arkasindaki sokaga bakan kapindan disari sivistik.
Ne guzel oynuyorduk. Ne diye cikmisti sanki su kavga. Ulas Murat'i tekmeleyip durmasa belki hicbirsey olmayacakti. Murat hincini Yuksel'den, Yuksel Gokhan'dan cikarmisti. Olan Koray'la Oral'a olmustu en sonunda. Halbuki gecen hafta mactan sonra birlikte baklava yemedik mi biz bu adamlarla. Simdi ayikla pirincin tasini.
"Burada ayriliyoruz beyler, kimseye gozukmeden basin gidin evinize, yarin salim kafayla konusuruz"
Gun yerini hafif bir esintiyle gelen alacakaranliga birakiyordu. Hemen ayaklansak fena olmayacakti. Gokhan birazdan mahallenin butun delikanlilarini toparlayip gelirdi. Kasap Cevat amcanin ciragi Oral'la, bisikletci Murat'i fena pataklamislardi. Murat'la Gokhan kacarlarken arkalarina kufurler savurarak gittiler. Oral'in burnu kanamis, kosacak hali kalmamisti. Sokagin ilerisinde kaldirima birakti kendini.
"Yuksel, git suna bi bak bakayim" dedim. "Ama abi, ya bisey yaparsa". "Yuru, lan ne yapacak baksana eli ayagi tutmuyor, cesmeden su gotur giderken". Yuksel cantasindan bir sise cikarip once cesmeye sonra da Oral'in yanina gitti.
"Hadi kalkin gidiyoruz" dedim. "Burada kalirsak daha kotu olacak"
Ulas'la Koray'in koluna girdik. Oral'la Yuksel'in oturdugu yone dogru yurumeye basladik. Sokagin sonundaki boyaci dukkanini donup camiye dogru yokusu cikarsak pacayi kurtarmistik. Gecerken Oral'a bir de ben baktim. Burnundaki kanama durmustu. Bana ters ters bakip kafasini cevirdi. Yuksel'i de kolundan tutup yurumeye devam ettik.
Pazar gunu sokakta kosturan cocuklar disinda kimseler yoktu. Mehmet abinin berber dukkani disinda kimse dukkanini acmamisti bile. Koray artik daha iyiydi. Artik daha hizli ilerliyorduk. Aksam ezani okunmadan camiye varmak iyi olacakti. Ne kadar kalabalik olursa o kadar iyi. Tam kahvehanelerin onunden gecip caminin onune varmistik ki ezan okunmaya basladi. Ayni anda da kahvelerin diger ucundan Gokhan'la Murat gozuktuler.
Murat'in hemen arkasindan Oral'in kafasi gorundu. Mulazim abi onu omuzlayip meydana kadar getirmisti.
"Simdi sictik" dedim icimden.
Sicmamistik. Ezan sesini duyan koyun yaslilari yavas yavas kahvelerden cikmaya basladilar. Bazilari yururken kafalarina beyaz namaz takkelerini
gecirmeye calisiyordu. Abdestini tutamamis birkac kisi de caminin yaninda yeniden abdest almaya ugrasiyordu. Meydan birden kalabaliklasti. Murat kafasini kaldirip meydani taramaya baslamisti. Bizi ariyorlardi. Hemen Ulas'i ittirerek meydana bakan Ihsan abinin bakkalina soktum. Yuksel de Koray'i kolundan cekistirerek iceri girdi. Ihsan abiye "Bizi gormedin abi" deyip, bakkalin icinden gecip Ihsan abinin stokladigi teneke teneke yaglar ve cuval cuval bakliyatlarin arasindan gecip meydanin arkasindaki sokaga bakan kapindan disari sivistik.
Ne guzel oynuyorduk. Ne diye cikmisti sanki su kavga. Ulas Murat'i tekmeleyip durmasa belki hicbirsey olmayacakti. Murat hincini Yuksel'den, Yuksel Gokhan'dan cikarmisti. Olan Koray'la Oral'a olmustu en sonunda. Halbuki gecen hafta mactan sonra birlikte baklava yemedik mi biz bu adamlarla. Simdi ayikla pirincin tasini.
"Burada ayriliyoruz beyler, kimseye gozukmeden basin gidin evinize, yarin salim kafayla konusuruz"
Monday, 13 April 2009
Bundan iyisi Sam'da kayisi

Harika bir derbiydi aslinda. Herkesin ekmegine yag suren turden. Ne sis yandi ne kebap. Olaylar, delikanli cikislar, erkeksen gel naralariyla gecen mac sonrasi. Boyle maclarin oncesindeki gerilimin yukseltilmesi de aslinda cikan urunun bir parcasi.
Kotu mu oldu. Yoo hayir. Yakismadi, olmadi, falan, filan. Hepsi yalan. Neredeyse herkes icten ice seviniyor. En az sezon sonuna kadar milletin uyumasi icin malzeme cikti. Secimlerin uzerine boyle birsey lazimdi zaten.
IMF koymaya geliyor, tum memleket benligini orumcek beyinlilere satmis. Dur, az bekle, GS-FB maci var yakinda. Iki tokat, birkac kart, uc bes gol, bir kufur. Tamamdir.
Su macta bir tek gol olmadigina yanarim.
Wednesday, 8 April 2009
Dunyanin derbisi

Bugun etrafimdaki Ingilizlere sordum, Turkiye'de bu haftasonu bir mac var oyle boyle degil, bilin bakalim hangi mac bu?
Hepsi suratima eblek eblek baktilar. Aslinda ne yalan soyleyeyim kimseye de bisey sormadim. Ne soracagim Fenerbahce ile Galatasaray'i elin ecnebisine. Oncelikle etrafimdakilerin futbola ilgisi deniz seviyesinin altinda seyrediyordur. Ikinci olarak da cogu Ingiliz'in Turkiye ismini duydugunda once gozlerini sol uste dogru kaydirip "neredeydi lan bu Turkiye" diye dusunecegini, sonra da uc bes sene once yasli teyzesinin Kusadasina gidip genc garsonlarla isi pisirdigini hatirlayip Kusadasinin yaklasik Misir ile Suriye arasinda biyerlerde oldugunu tahmin edeceklerini dusunmekteyim ne yalan soyleyeyim.
Durum boyleyken Fenerbahce Galatasaray macinin nasil dunya derbisi oldugunu da anlamak mumkun degil. Alt tarafi her iki taraf da kendi sahasinda oynanan maclari hincahinc dolduruyor. Ayni durum Karsiyaka-Goztepe maclari icin de gecerli ama onu ne hikmetse dunya derbisi olarak saymiyorlar.
Bizimkilerin pohpohlamasiyla yorumcusundan futbolcusuna, taraftarindan malzemecisine kadar ucuyoruz havada. Televizyonlarda ikiser kat daha fazla hareketlilik var. Antremanlarda ne oldu merak icinde herkes. Edu vedalasti, Umit Karan formda mi, Emre Belezoglu oynar mi, Guiza mi Semih mi, ikisi birden mi, Alex yetisir mi, Bulent Korkmaz nasil oynatacak takimi, Lincoln derbiye cikacak mi. Bin tane meseleyi burnumuza iyice sokacaklar birkac gun daha.
Benim icin onemli mac o ayri, cunku biliyorum ki benim takimim sezon boyunca icimi bunaltirken bu macta beni heyecandan heyecana surukleyecek. Guzel mac olacak, kesin olacak.
Subscribe to:
Posts (Atom)

