Saturday, 28 February 2009

Dışımızdaki Fenerbahçeliler

Korkunun ecele faydası yok. Lider takımın karşısına çıkacaksın, eğer şimdiye kadar yaptığın hataları tekrarlarsan kendi evinde, sana olan sevgisini cümlelere sığdıramayan bir yığın taraftarı yeniden hayal kırıklığına uğratacaksın.Sivas bu ligdeki bana göre en çok korkulması gereken takım. Topu çok ama çok güzel kullanabilen oyuncuları var. Son vuruşlardaki becerileri ve ileri uç oyuncularının çok tehlikeli oluşu da bu maçta ne olabileceğini kara kara düşündürüyor her takıma.

İnsanın yerken, içerken, çalışırken, okurken, yazarken bile bir motivasyon, konsantrasyon zamanı vardır. Öyle haldır huldur bir işe başlamaz kimse.
Daha ben kıçımı koltuğuma yerleştirip adam gibi maçı izlemeye konsantre olamadan ilk gol geldi. Yine geçen haftakine benzer bir şanssızlık. Yine savunmaya çarpan bir top ve bir golcü özelliğini topu takibiyle bir kez daha gösteren Mehmet Yıldız'ın golü. O anda aslında maç bitti dedim kendi kendime. Çünkü Anadolu'nun Fenerbahçe'yi karşısına alıp bir de gol bulan her takımı bu avantajı puana dönüştürmek için birkaç basit hamle yapıp Fenerbahçe'yi taraftarını kahrederek kilitleyebiliyordu. Şahsen o andan itibaren aynı senaryonun işleyeceğini ve orta sahada Sivas'ın özellikle Alex'in elini ayağını bağlayacağını düşündüm.

Seneler önce 4-4 biten ve uzatmalara kalan bir Fenerbahçe Galatasaray maçında Johnson golünü attıktan sonra kollarını iki yana sallayarak tribüne koşmuştu. O sırada maç Fenerbahçe adına 2-1'di ama maç Johnson'un kollarını salladığı gibi aslında o anda bitmişti. Fenerbahçe her ne kadar maç 4-4 bitse de turu atlamıştı. Ne alaka Galatasaray maçı? Durun geliyor, daha Sivas belki de Fenerbahçe'yi kilitlemeye fırsat bulamadan Uğur'un ilk golü geldi. Maçın tam olarak o anında da yukarıda zırvaladığım çoğu karamsar havadan dolayı hata yaptığımı anladım. Bu sefer maç bana göre Sivas için bitmişti.

Sivas olabildiğince açık bir futbol oynadı, aslında Fener bu sezon çoğu maçta oynadığı gibi isteksiz, keyifsiz, ışıksız, tatsız, tuzsuz oynasaydı Sivas çok kolay bir şekilde evine kayıpsız dönecekti ama işte Fenerbahçe'ye yine olan olmuş.
Daha önceki 7-0'lık galibiyetteki gibi bunu da sağlayan bir iki oyuncu olamaz. Takım olarak tamamen farklı bir görüntü çizdi yine Fenerbahçe. Sahada her topa koşmaya çalıştılar, her pozisyonda akıllı oynadılar ve çok hızlıydılar. Alex ve Semih'in çok iyi anlaştığı bir gerçek ama ben hala sistemin takıma göre şekillenmesi ve Semih ve Guiza'nın birlikte oynaması gerektiği görüşündeyim.
Uğur sakatlanınca Aragones mecburen ikisini birlikte oynattı. Gerçi yine yanyana oynamadılar, Guiza sol kanada geçti ama olsun.

Her neyse efendim. Çok güzel galibiyet, Emre ve Gökhan Gönül maçın en güzel iki adamıydı. Sivas için değişen birşey yok. Bence Fenerbahçe için de değişen birşey yok. Takımın her hafta milyon kez farklı görüntü çizmesinden dolayı haftaya başka bir hezimetle karşılaşmamanın bir garantisi yok malesef.

Son söz dışımızdaki Fenerbahçe'li Bülent Uygun için. Bir teknik adamın bana göre en önemli özelliği futbolcu yetiştirmesidir. Umarım bu sene sonunda istediğini alır ve umarım futbola yeni yetenekler kazandırır.

Monday, 23 February 2009

i am sam

Insan yaslandikca sadece saci basi agarmiyormus. Simdiye kadar Michelle Pfeiffer bana hic bu filmdeki kadar cekici gelmemisti. Ayrica Sean Penn bu oyunculugun uzerine 2001 yilinda Oscar'i Gladiator'deki Russell Crowe'a kaptirdigina inanabilmis midir acaba? Inanamamistir, inanmak istememistir.

Wednesday, 18 February 2009

Zico Kadikoy'e


Fenerbahce'ye artik geri gelir mi bilmem ama
Kadikoy'e bir kez daha gelsin isterim.

Mesela 20 Mayis'ta gelsin.


Aston Villa 1: CSKA 1
(Uefa Kupasi 3. Tur Ilk Maci)

Tuesday, 17 February 2009

The Snuke


Goruntu tanidik geliyor degil mi?
Izleyin, seveceksiniz:)

Monday, 16 February 2009

Joystick kiran spor Bobsleigh

Izmir'e tasindigimiz sene ya da bir sene sonrasiydi sanirim. 91 ya da 92. Rahmetli babam Konak'taki kapi karakolunda calisiyordu o zamanlar. Abim universitedeki ilk yilini gecirmekle mesguldu ve ben de ergen insan olarak annemin basini agritmakla ugrasiyordum bol bol.
Abimin Istanbul'dan Izmir'e tatile geldigi zamanlarda Konak'taki saat kulesi ile Konak Pier arasinda kalan bir yerde bir bilgisayar dukkanina gider ekranlarina bakar dururduk. IBM'di bilgisayarlar. Ekran koruyuculari miydi bilmiyorum abimle bizi ceken ama uzun uzun bakar dururduk vitrine.
Sonra nasil oldugunu bilemedigim bir sekilde bana bir Commodore 64 aldirmayi basarmistim babama. Abim sonralari ailede ilk bilgisayar sahibi kisinin kendisi olmamasindan dolayi kizmisti biraz. Benim Commodore 64'u bilgisayar olarak kullandigim da soylenemezdi gerci. Suruyle oyun bulup ya da kopyalayip oynamakla mesguldum. Yeni gencligin pek hatirlamayacagi, ustun stereo kaset teknolojisiyle, oyunlar bir bir cogaltilabiliyordu o zamanlar. Zeki Muren kasedinin uzerine EHY Int Soccer kaydedip arkadasiniza verebilirdiniz yani:)

Abimle birlikte oynadigimiz bir oyun da Bobsleigh'di o zamanlar. Yuzlerce abuk sabuk oyunun arasinda o da ilgimizi cekmis olmali ki uzun bir sure mesgul etti bizi. Baslangic cizgisinde adamlari kosturup belli bir noktaya gelmeden kizaga bindirip sonra da yol boyunca sag sol yaptirip bitis cizgisine varmaya calisiyorduk. Birbirimizin yaptigi zamanlari gecmekti tum amacimiz. Bunun icin de iyi bir refleks, saglam bir sag kol ve iyi manevra kabiliyeti gerekiyordu. Yaris ekranda beliren Ready-Steady-Go siralamasinin sonuncusuyla baslardi ve ekranda Go cikmasiyla sizin joystick'i ileri geri sallamaya baslamaniz arasinda milisaniyler olmaliydi, yoksa adaminizin kizagi itmeye baslamasi gecikir ve yarisa iyi baslayamamis olurdunuz. Bu joystick sallama islemi neredeyse kolunuza kramp girecek kadar uzun sure devam eder ve sonunda adamlari kizaga bindirebileceginiz son noktaya gelirdiniz. O anda eger kizaga binemezlerse, is biter, kizak bir yana adamlar baska bir yana gider. Adamlar kizaga atladiktan sonra ise her viraji duzgun almaya calisip durursunuz. Yanlis girerseniz ucar gidersiniz.

Abimi gececegim diye joysticki az paralamamistim o zamanlar. Kim daha iyiydi simdi hatirlamiyorum, bir sonraki abi kardes muhabbetimde sorup ogrenmeye calisirim artik.

Butun bunlar da bugun izledigim BBC'de Bobsleigh Challenge diye bir programdan dolayi aklima geldi bu arada. Ingilizlerin kasfettigini ogrendigim bu spor icin kimisi bisikletci, kimisi yuz metre kosucusu birkac Ingiliz atletini alip 2 hafta boyunca egittikten sonra Ingiltere secmelerine sokuyorlar. Bizim abimle joystickle sadece bilegimizi calistirdigimiz bu sporun aslinda ne kadar zor ve tehlikeli oldugunu gorup bir kez daha saygi duydum adamlara.

Izlemek isterseniz BBC iPlayer'da bir linkini bulursunuz sanirim ya da en saglami Youtube heralde ama asagiya bu programin haberiyle ilgili bir link koyuyorum. Ilgisini ceken olursa buyursun diye.

http://news.bbc.co.uk/sport1/hi/other_sports/winter_sports/7871928.stm

Sunday, 15 February 2009

Uzun kulakli Fener

Gecen hafta yenilen iki gol ve kaybedilen bir mac, hemen ardindan da bu hafta atilan yedi tane gol ve kazanilan bir galibiyet.
Fenerbahce'nin gol sayilarini bir borsa hissesiymis gibi degerlendireyim istedim biraz. Gecen haftakine -2 dersek, bu hafta birden +7'ye cikmis takim. yani bir haftada +9'luk bir degisim var. Sisteme baktiginizda bir onceki haftadan pek bir fark goremiyorsunuz kagit uzerinde. Ileri ucta cezali Guiza yerine Semih oynamis ve yine kagit uzerinde tek forvet gozukuyor. Ama gecen hafta ile bu hafta arasinda cok buyuk bir degisim var. Boyle bir degisim sadece Guiza yerine Semih'in veya Gokhan'in yerine Onder'in oynamasiyla degisebilecek bir durum mu? Bence pek mumkun degil. Bu kadar buyuk bir farki sadece bu degisiklikler getiremez. Ozellikle Hacettepe'nin Fenerbahce ile arasindaki buyuk fark olmasi da alinan sonucu ortaya cikardi aslinda ama bu durum da Fenerbahce'nin bir hafta arayla sergiledigi performansi aciklayamiyor.

Peki neydi bu farki doguran sebep? Benim dusuncem sudur ki, gecen hafta Aziz Yildirim, kollarini sivayip soyunma odasindaki her oyuncunun kulaklarindan olabildigince cekmis. Nasil bir ultimatom verildigi, ceza ya da odul taktiginin mi kullanildigi konusunda bir fikrim yok ama Aziz Yildirim'in kesin bir parmagi var.
Fena da olmadi aslinda ama yine en basa donup bu olayi borsa hissesine cevirecek olursak normal gozukmeyen bu +9 puanlik farkin sadece spekulatif bir hareket oldugunu dusunebiliriz. Yukselisin daha istikrarli ve kararli bir sekilde devam etmesi daha dogal olacaktir. Keskin yukselisler, derin dususlerle devam edebilir nihayetinde.

Kucuk bir not da yayin akisi ile ilgili. Sanirim sevgililer gunu olmasiyla ilgiliydi bu durum ama atilan her golden sonra futbolcular ve esleri ile yapilan sevgi yumagi goruntuler biraz abartiya kacti zannimca. Bu durum anneler gunu, babalar gunu icin de boyle devam mi edecek diye dusunmeye basladim. Ya kabotaj bayraminda ne yapacaklar??

Thursday, 12 February 2009

Ayna ayna soyle bana!

  1. Aragones'ten sonra kim gelecek? Bunu su anda her Fenerbahce'li merak ediyordur heralde. Kimin gelmesi konusunda yakinda anketler dusmeye baslar piyasaya. Merakla bekliyorum.
  2. Guiza ne zaman gonderilecek? Bunu merak ediyor olmam boyle birseyi istiyor olmam anlamina gelmiyor. Bilakis gitmesini istemiyorum ama Fenerbahce'ye her gelen forvet oyuncusunda oldugu gibi bu adami da gerekli sekilde kullanamadigimizdan dolayi en uyduruk gazetesinden en saglam taraftarina kadar herkes Guiza'nin ipini cekmeyi bekliyor. Anelka, Kezman, Guiza. Hatta daha eskilerden Rebrov. Ve kiymeti yine bilinemeyecek sonraki golculer.
  3. Tuncay Ingiltere'de buyuk bir takima gidebilecek mi? Kontrolsuz guc, guc degildir diye bir slogan vardi. Tuncay icin de ayni seyi dusunuyordum. Ne yapacagi bir turlu belli olmuyordu. Sahanin icinde deli danalar gibi kosup da topu bir turlu kontrol edemedigi zamanlari hatirliyorum izledigim maclarindan. Ama son Avrupa Sampiyonasinda ve Middlesborough'da elinin kolunun ayari duzelmis, daha bir oturakli oynar olmus.
  4. Futbolda acaba isabetli pas egitiminde sepet kullanimi diye birsey var midir:) Bir camasir sepeti sahanin ileri ucuna konur ve her futbolcudan topu bu sepetin icine sokmalari istenir. Kisisel inancim sudur ki futbolda uretkenligin kaybinin tek suclusu kaybedilen toplar ya da defanstan nereye gidecegi dusunulmeden sisirilen toplardir. Eger boyle bir egitim varsa Roberto Carlos'un sepeti paramparca edeceginden eminim:)
  5. Anadolu'dan bu sene sampiyon cikacak mi? Isterim ki ciksin ama ayni zamanda isterim ki sampiyon takimin hocasi tevazu sahibi birisi olsun. Bu durumda Sivas'in sansi pek yok gibi.
  6. Fatih Terim bir gun deniz asiri bir memlekete gidip orada calisacak mi? Soyle hic basin, televizyon kamerasi falan olmasin, hic haber almayalim kendisinden uzun sure.
  7. Aziz Yildirim bu sene de istifa edip sonra tekrar geri donecek mi? Ya donmesin ya da istifa etmesin.
  8. Besiktas bu sezon sonunda hangi Fenerbahce'li oyuncuyu alacak? Benim tahminim Deniz Baris ya da Selcuk Sahin yonunde, bakalim gorecegiz.
  9. Hakan Sukur ne zaman yorumculugu birakacak? N'olur cabuk olsun, n'olur.
  10. Ve tabi en onemlisi Canim Ailem'de haftaya Samim'in basina ne gelecek:)